Ben gökyüzünün uçsuz bucaksız kollarında uçan bir martıyım. Seviyorum özgür olmayı. İçimden geldiği yere gidip orada yaşamayı. Etrafımda arkadaşlarım da var. Birlikte gidiyoruz her yere aslında. Sıcak havanın takipçisiyiz. Üşümeye başladığımızda kendimize yeni bir ev arıyoruz. Yaz geldi yine. Bu sefer geniş bahçeleri olan evlerin bulunduğu bir mahalle seçtik kendimize. Uzun uzun ağaçlar sıralanıyor binaların çevresinde. Palmiye, çam, meyve ağaçları, ne ararsanız var. Ben genelde çatılarda dolaşmayı seviyorum. Baktığım manzaranın yemyeşil olması beni çok mutlu ediyor.
Son zamanlarda mahalle hareketlenmeye başladı. Kimsenin uğramadığı sokağın köşesindeki evde birşeyler olduğunu fark ettim bugün. Bahçede çok ciddi insanlar gördüm. Ellerinde kalem ve defterler vardı. Adım adım yürüdüler çimlerin üzerinde. Ardından kafalarını gökyüzüne kaldırdılar ve ağaçlarla ilgili hesaplar yapıp durdular. Anlamalıydım burada neler döndüğünü. Meğer dallarına konduğumuz ağaçlar için planlar yapıyorlarmış.
Ertesi gün arkadaşım Sisi’nin telaşıyla uyandım. ‘’Şuraya bak, neler oluyor!’’ dedi gözlerini kocaman açarak. Gösterdiği yöne çevirdim bakışlarımı. ‘’Hayır, olamaz. Ama neden yapıyorlar bunu?’’ diye karşılık verdim Sisi’ye, sesimdeki hayalkırıklığını gizleyemeyerek. Üzerlerinde gri tulumlar olan adamlar karşılıklı oturmuşlardı. Ellerinde tuttukları testereler ile ağacı kesmeye çalışıyorlardı. Her darbede metrelerce yükseklikte olan ağaçlar şiddetle sarsılıyordu. Birden avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Adamlar dönüp baktılar. ‘’Martıların sesine dayanamıyorum.’’ dedi bir tanesi. Diğeri de cevap verdi ‘’Hepsini zehirleyip kurtulacaksın aslında.’’
Sisi söylenenleri duyunca bana eşlik etti. Şimdi daha da yüksek sesle bağırıyorduk. ‘’Yapmayın, o ağaçlar kaç yılda büyüyor haberiniz var mı?’’ diye isyan ediyorduk her defasında. Bizi duymadılar. Ağaca peş peşe darbe indirmeye devam ettiler. Toprakla bağlantısı her vuruşta daha da zayıflayan ağaç bu şiddete daha fazla dayanamadı. Dalları gittikçe eğilmeye başladı. İçinden ‘’Beni öldürmeyin. Ben size ne yaptım?’’ diyen hüzünlü sesi duyabiliyordum. Artık ellerinde tutunacak derman kalmamıştı. Yaşadığı tüm yılları geride bırakırcasına kendini yere bıraktı. Bir tarih yok olmuştu. Göz göre göre bahçedeki ağacı kesmişlerdi. Adamlar yerde yatan ağacın üzerinden geçerek yanındaki meyve ağacına yaklaştılar. Bağıracak gücüm kalmamıştı. Sisi ‘’Yeter. Daha ne istiyorsunuz?’’ dedi tüm gücünü toplayarak. Kestikleri ağacın yakarışını duymayan eli testereli adamlar martıları nasıl duyacaktı? Sahi insanlar hayvanları anlayabiliyor muydu? Peki ya hayata anlam katan ağaçları? Onlar olmadan nasıl mutlu olmayı hayal edebiliyorlar ki?
Birden adamlardan biri ‘’Oh ortalık ferahladı işte. Ne güzel ev ortaya çıktı şimdi.’’ dedi. Gözleri parlıyordu.Ağaçlar olmadan dünya nasıl aydınlanacak? Çevresine nefes veren bu yeşillikler mi evin güzelliğini engellemişti yoksa?
Sisi dolu dolu gözlerle yanıma geldi. Dakikalarca bağırmaktan sesi kısılmıştı. Güçlükle ne dediğini anlamaya çalıştım. ‘’Hadi gidelim buradan, ağaçları seven insanların olduğu bir yer bulalım kendimize.’’ dedi. Haklıydı, sevilmeyi hak eden sadece insanlar değildi.