Çocuklar İçin öyküler…

Yazmasaydık ne olurdu sizce? Öyküler, şiirler olmasaydı… Destanlar, denemeler ve mektuplar da… Bizlerden uzaklardaki hayatları anlamak için sadece resimler ve fotoğraflar olsaydı. Gözle görünen her şeyi anlayabilirdik aslında. Peki ya hayallerimiz? Ormanda oynadığını düşlediğimiz hayvanları, maceradan maceraya koşan çocukları, gizemli diyarları keşfe çıkan meraklıları, bizimle konuşan kuşları, gerçekte ya da düşlerde olan onlarca şeyi nasıl öğrenecektik?

Edebiyat sadece bugünümüzü anlatmakla kalmıyor. Aslında hem zihnimizdekiler hem de kalbimizdekiler yazdıkça ortaya çıkıyor. Satırlarımızda belki de ileride sahip olmak istediğimiz meslekler, henüz fark etmediğimiz meraklarımız saklı. Edebiyat acaba bu yüzden mi bu kadar güzel? Bilmediğimiz bir yola çıkıp sonunda saklı hazinelerle karşılaşıyoruz. İşte bu blogdaki öyküler bu düşünceyle ortaya çıktı 📚💕

Parmak Çocuk

Salıncakta sallanırken elimdeki çikolatalı kekten bir ısırık aldım. Ayakkabım sıkmaya mı başladı ne? Neden şimdi böyle oldu ki? Üstelik bunu uzun zamandır giyiyordum. Yani birbirimize gayet alışığız. O an kekin içindeki akışkan vanilya kreması ile göz göze geldim. Kendimi tutmam imkânsızdı. Okulda arkadaşlarım sürekli benimle dalga geçerdi. Ama ders notlarımı isteyecekleri zaman ellerinde mutlaka bir kek olurdu. Onlara kızsam da keke hayır demem mümkün değildi. Onlar da bunu çok iyi…

Devam et…

Tavşi ile Âla

Âla ‘’Sen de nereden çıktın?’’ diye korkuyla seslendi. Tavşi ormanda nasıl da ‘’Pat!’’ diye önüne düştü? Hiç beklemeden ‘’Burası benim evim. Asıl sen burada ne yapıyorsun?’’ diye cevapladı. Arkadaşları ona hep Tavşi diye seslenirdi. Her birinin farklı bir ismi vardı. Bazı tavşanlar kahverengi bazısı ise gri olurdu. Tavşi ise bembeyazdı. Göbeğindeki tüyler her hareketinde havalanırdı. Güldüğünde yanakları top top olurdu. Ayrıca geç uyanmayı severdi. Keyfine de düşkündü. Ormanda tehlike gördüğü…

Devam et…

Uykudan Önceki Lezzet

Burak kulağını açtı, pür dikkat etrafı dinledi. Çıt çıkmıyordu. Babasının horlaması hariç. Onun da uyuduğundan emin olduktan sonra sessizce bir adım attı. Mutfağa ulaştığında dolabın üstündeki o ışıltı kutuyu bulması hiç zor olmadı. Pijamasının kocaman ceplerine kimseyi kuşkulandırmayacak kadar çikolata doldurdu. Bir iki tane ona fazlası ile yeterdi zaten. Odasına geri döndüğünde nefesini tuttu. İlk defa bu lezzetle buluşurcasına içindeki vişneli kremayı akıtarak çikolatayı ağzına attı. ‘’Öyle güzel ki!’’ diyerek…

Devam et…

Doğruyu Söyle

Ata’ya ‘’Benimle dalga geçme. Hoşuma gitmiyor.’’ dedim. Hem de kaç kere. Fakat o her defasında ‘’Tarz değilsin.’’ diyerek karşıma geçip gülmeyi tercih etti. Bu hiç komik değil. O gün yine aynısı oldu. Özlü sözünü söyledi ve kendi çarpık dişlerine bakmadan ağzını kocaman açarak gülmeye başladı. ‘’Sen kendine bak!’’ diyerek oyun odasından çıktım. Kapı kapkaranlık bir yere açıldı. Haftasonları geldiğim tek katlı bu kursun sınıfları bir koridora bakıyordu. Yani şu anda…

Devam et…

Tık, tık, tık!

Ayla anneannesi ile birlikte yaşıyordu. Geçen sene annesine veda ettikten sonra anneannesinin bahçe içindeki, upuzun ağaçlarla kaplı evi, onun yeni yuvası oldu. Odası en büyük sığınaydı. Bazen yorganın altına girer, çöken karanlıkla birlikte gözlerden kaybolmak isterdi. En büyük dileği kimsenin ona soru sormamasıydı. Böylelikle hoşlanmadığı şeyler hakkında konuşmak zorunda kalmazdı. Günlerdir aklından aynı düşünce geçiyordu ‘’Bir gün anneannem de beni bırakacak.’’  Anneannesinin kapıyı tıklatmaktan vazgeçmediği günlerden birini yaşıyorlardı. Yaşlı kadın…

Devam et…

Bir sorun oluştu. Lütfen sayfayı yenileyin ve/veya tekrar deneyin.