Ormandaki Ses

Önce ayak seslerini duydum. Yaprakların hışırtısı her adımda ormanda yankılanıyordu. Kalabalık olmalıydılar çünkü sesler gittikçe artıyordu. Çok geçmemişti ki aralarından biriyle göz göze geldim. O an korkuyla arkamı dönerek uzaklaşmak istedim. Bu ormanın koruyucusu ceylanım ben. Hassas kulaklarım etrafta olan her şeyi haber alır. Çok narin göründüğümü söylerler, aslında hızlı ve esneğimdir. Onun için peşime düşenlerin beni yakalaması tahmin ettikleri kadar kolay olmaz. Fakat o gün başkaydı. 

Ellerinde tüfek, başlarında şapka olan heybetli adamlar kararlılıkla bizleri yakalamak için ilerliyorlardı. Kimi gökyüzüne kimi de köşeye sıkıştırdığı tavşana, ördeğe ve kaçmakta zorlanan diğer arkadaşlarıma tüfeklerini doğrultmuştu. Ateş ettikleri an kulakları sağır eden bir ses çınladı göklere doğru. Hiçbir şey duymadan, engel olamadığım korkumla arkama bakmadan ilerledim. Dakikalarca ormanın derinliklerinde ağaçların arkasına saklanarak yürüdüm. Kulaklarım sesleri yeniden anlamaya başladığında adamlardan biri ‘’Ziyafeti hak ettik. Bu ceylan ile gücümüzü toplarız.’’ diyerek gülüyordu. Yanındaki ise ‘’Ördek eti de pişince nasıl güzel oluyor bir bilsen! Şimdiden ağzım sulandı.’’ diye karşılık verdi hiç düşünmeden.

Tam o anda ‘’Ah! Canım yanıyor.’’ diye haykırdı her gün ormanda birlikte şarkılar söylediğim tavşan. ‘’Ne oldu bana? Neden hareket edemiyorum?’’ diye yakardı gittikçe azalan bir sesle. Arkadaşıma nasıl yardım edeceğim ben şimdi? Ya beni de yakalarlarsa? Aklıma onlarca soru üşüşmüşken sırtına astığı kuşlarla bir adam çıktı ağaçların arasından. ‘’İşte başardım. Akşam yemeği benden.’’ dedi etrafındakilere. Hep birlikte kahkaha attılar ellerinde tuttukları arkadaşlarıma bakarken.

Derken ‘’Kim var orada? Ne yaptığınızı sanıyorsunuz?’’ diye bağıran yeşil üniformalı adamlar koşarak yanlarına geldiler. Arkasından yetişen adam devam etti ‘’Avlanmanın yasak olduğundan haberiniz yok mu sizin? Çabuk toplayın şunları.’’ diye ekledi. Sonradan gelen insanların önlerine düştü avcılar. Ceza mı alacaktı şimdi bu adamlar? Peki arkadaşlarım ne olacaktı? 

Adamlar uzaklaşır uzaklaşmaz tavşanın yanına koştum. Onu sakinleştirmek istedim. Ormanda beraber dolaştığımız ve saatlerce dans ettiğimiz günleri hatırlattım. Kaç kez saldırıların üstesinden geldiğimizi fısıldadım kulağına. Yaprakların arasında yuvarlandığımız, daldan dala atlayan arkadaşlarımızı izlediğimiz günlerimiz olmuştu. Bu sefer kimseyi yakalayamasınlar diye kalbimizin küt küt attığı günler de. İnsanlardan zarar göreceğini bilerek yaşamak zordu ormanda. 

‘’Ben gidiyorum.’’ dedi beyaz kulaklarını kaldıracak gücü kalmayan tavşan. Göğsüne yayılan kırmızılık saniyeler içinde tüm vücudundaydı artık. Kim bilir canı ne kadar acımıştı. Çok hızlı koşsa da teni yumuşacıktı. Aniden vücuduna saplanan kurşun nefesini kesmiş olmalıydı. Pamuk tavşandan artık ses gelmiyordu. İyice yanına yanaşıp ‘’Canın yanmasın güzel arkadaşım, bundan sonra gözlerinden yaşlar hiç akmasın.’’ diye fısıldadım son kez. 

Yorum bırakın