Sobe!

Yola çıkalı bir saat oldu. Buğra her zaman yaptığı gibi babasına “Karadan mı yoksa denizden mi gideceğiz?” diye sordu. 

“Eskihisar’ı geçtik bile. Karadan gidiyoruz.” 

Abisi Can “Oğlum şunu bir türlü öğrenemedin. İzmit yoluna çoktan girdik. Feribot geride kaldı.” diyerek güldü.

Buğra hızla arkasına yaslandı. “Ne var yani aynı soruyu sorduysam? Sanki onlar hiçbir şeyi tekrarlamıyor?” diye mırıldandı. Annesi de dışarı çıkmadan önce “Odanızın camları kapalı mı?” diye sorardı. Hatta Buğra ve Can kapının önünde beklerken tekrar içeri girer, ocağın altının kapalı olduğundan emin olur, tüm prizleri tek tek kontrol ederdi. Buğra buna hiç laf ediyor muydu? Peki babasına ne demeli? O da her akşam nasılsınız diye sormadan “Ödevler bitti mi?” diye sorguya çekerdi. 

Yazlıklarına vardıklarında Buğra ve Can siteyi dolaşmaya çıktılar. Arkadaşları ile sohbet ettiler. En uzun Ece’yle konuştular çünkü o grubun en havalısıydı. Herkes onunla arkadaş olmak için sıraya girerdi. Sitede Can’ın yaşlarında çok çocuk olmasına rağmen Buğra’yla oyun oynayacak kimse yoktu. Abisinin arkadaşları geçen yaz olduğu gibi varsa yoksa havuza girdiler, plajda güneşlendiler, voleybol oynayıp akşamları da sohbet ettiler. Zaten sitedeki çocukları ne zaman parka davet etse “Ne işimiz var parkta!” deyip terslediler. 

Bir gün Can ve arkadaşları sitede yürürken eskiden market olan dükkanın kapısında “Kursumuz açılıyor!” yazısı dikkatlerini çekti. Gruptan “Bu da neyin nesi?” sesleri yükseldi. Tam yürüyüp gidecekken Ece “Neler yapacaklarına bakalım mı? Denemek isteyen benimle gelsin!” dedi. Gruptan “Of ya!’’ sesleri yükseldi. Ece ailesinin en küçüğüydü. Eskiden ablaları onu yanlarında istemezdi. “Sen bizimle gelemezsin.” derlerdi. Ece “Çocukken oynayamadığım oyunları belki burada oynarım.’’ diye düşündü. Arkadaşlarından bazıları “Biz yokuz.’’ diyerek ayrıldılar. Onunla yakın olma fırsatını kaçırmak istemeyenler içeri girdi. Buğra kimseye haber vermeden çoktan adını listeye yazdırdı. 

İlk derste onu görenler “Seni içeri nasıl aldılar? Burası küçüklere uygun değil.” diye gülmeye başladılar. Çalışmayı yaptıracak olan abla ısınma oyunu için ikişerli grup olmalarını istedi. Grupları Ece belirledi. Birbirleriyle zor anlaşanları bir araya getirmeye karar verdi. O ise Buğra ile eşleşti. Buğra şanslı gününde sayılırdı. Atölyedeki abla “Bu dakikadan sonra herkes karşısındaki kişi yerine konuşacak.” dedi. “Neden başka oyun oynamıyoruz?” diyenler olsa da dediğini yapmaya karar verdiler.  

Can’ın yanına yaklaşıp Kaan gibi konuşmasını istedi.

“Sence Kaan’ın böyle bir oyuna ilk tepkisi nasıl olurdu?”

“Boş işlerle uğraşmayalım abi, hadi denize gidelim.”  demesi ile herkes gülmeye başladı. Sıra Kaan’daydı. Bunun hıncını almalıydı. 

“Bu oyun böyle mi idare edilir? Kesin ben daha iyisini yapardım.” diyerek Can’a bir bakış fırlattı. Ortalık kızıştı. Birbirleriyle dalga geçmek hoşlarına gitti. Sıra Ece’ye geldi. 

“Oh be sonunda oyun oynayacağız.”

Buğra ise  Ece için “Keşke ben de küçük olsaydım. Büyümek hiç eğlenceli değil.” diye karşılık verdi.

“Beni iyi tanımışsın. Arkadaşlar bu akşam başka oyunlar oynamaya var mısınız?” 

Grupta kalanlar bu fikre olumlu yaklaştı.  

“Buğra sen de gel mutlaka, sana çok iş düşecek.” 

Akşam olduğunda Ece hemen söze girdi “Saklambaçla başlayalım. Bakalım en gizli köşeyi bulacak?” diyerek bu işin kolay olmayacağını ilan etti. Buğra ağaçların arkası, balkonların altı, apartman girişleri derken saklanma konusunda çok iyiydi. Tüm gözler onun üzerindeydi. Onun gizlendiği yerlere kimse kolay erişemedi. Şanslı gününde olduğunu düşünmekte yanılmadı.

O günden sonra haftada birkaç gün oyun oynamaya karar verdiler. Bir araya geldiklerinde yakan top, ip atlama, sek sek, kör ebe, çatlak patlak, istop, birdir bir ve o an akıllarına ne geliyorsa onu oynadılar. Ece sayesinde o yaz hem sitedeki çocuklar hem de Buğra için yeni bir eğlence başladı. 

Var mısın sen de oyun oynamaya? Önüm, arkam, sağım, solum sobe. Saklanmayan ebe!

Photo by Anna Shvets on Pexels.com

Yorum bırakın