Odada “Tık tık tık” sesi duyuldu. Elif “Bu ses nereden geliyor?” diye düşünerek etrafına baktı. Görünürde bir şey yoktu. Birkaç saniye sonra aynı ses tekrar etti. Gözü penceresinin önünde duran kuşa takıldı. Küçücük gagası ile pencereye vuruyordu. Elif dikkatli bakınca kuşun yaralı olduğunu fark etti.
“Anne, çabuk koş! Cama yaralı bir kuş kondu.” diye bağırdı.
Annesinden karşılık gelmedi. İş başa düşmüştü. Elif pencereyi açtı. “Sakın kaçma. Sana yardım edeceğim.” diye mırıldandı. Kuşun zaten hareket edecek hali yoktu.
Girişteki yardım çantasını kaptığı gibi odasına geri döndü. Önce kanadındaki yarayı temizledi. Avucunda kaybolacak kadar küçüktü. Bu bir serçeydi. Kanatlarında kahverenginin her tonu vardı. Sarı gagası ve siyah gözleriyle çok sevimliydi. Elif, bezi kuşun minicik kanadına sardı. Başka ne yapsam diye bakınırken masasındaki “Son Kuşlar” kitabına gözü takıldı. Kitapta yazar, insanlar yüzünden kuşların artık gelmediğinden bahsediyordu. Elif, kuşlar olmadan bir hayat düşünemiyordu. Ona göre en güzel şarkıları kuşlar söylüyordu.
Serçeye yaklaşıp “Sana çok iyi bakacağım.” diye fısıldadı. “Kanadın olmadan uçamazsın. Gel dinlen.” diyerek onu odasına aldı.
Kuş, Elif’e bakarak “İstersem tek kanatla da uçarım.” dedi.
Burada tüm kuşlar konuşabiliyordu. Bu yüzden serçenin sözü onu şaşırtmadı.
“Biraz benimle kalsan olmaz mı?”
“Bana taş atmazsan gelirim.”
“Neden böyle bir şey yapayım ki?”
“Sahi atmaz mısın? Sokaktaki diğer çocuklar hep canımı acıtıyor.”
Elif o an atılan bir taştan serçeyi korurcasına ona sarıldı.
“Sana yumuşacık bir yatak hazırlayacağım.” dedi.
Serçe ayağıyla Elif’in parmağına dokundu. “Bu şarkı senin için.” diyerek söylemeye başladı.
“Gezmeyi çok severim
Her yere giderim
Bazen dinlenir
Yeni arkadaşlar edinirim
Hepsini değil ama seni çok severim“
Elif, serçenin başına bir öpücük kondurdu. Bu aldığı en güzel hediyeydi. Artık ona da şarkı söyleyen bir kuş vardı. Yaptığı yatakta serçe gece boyunca mis gibi bir uyku çekti. Sabah olduğunda eskisinden sağlıklı görünüyordu. Elif, serçenin yanında olmasını istese de onun yeri gökyüzüydü. Ayrılık vakti gelmişti. Odasının penceresini açtı. Serçe adım atmaya çalıştı. Bir iki denemeden sonra havalanmayı başardı. Elif sevinçle arkasından el sallarken mırıldandı.
“Güle güle minik serçe, yine gel ziyaretime!”
