‘’Hey sessiz ol yoksa duyacaklar! İlk defa mı evden kaçıyorsun?’’
‘’Yok ya her hafta kaçıyorum. Bu benim için bebek oyuncağı. Artık şuradan çıkalım.’’
Kerem kendini gülmemek için zor tuttu. Gidecekleri yönü işaret ederken ‘’Tabi tabi kesin öyledir, bilmez miyim? Beni takip et. Çok az kaldı.’’ diye mırıldandı. Kardeşi Buse parmak uçlarına basarak arkasından ilerledi. Gece saat on ikiyidi. Anne ve babalarını uyandırmamak için karanlıkta duvarlara tutunarak ilerlediler. Buse içinden ‘’Bu ses kalbimden mi geliyor? Ne kadar da hızlı atıyor.’’ diye geçirdi. Her gün onlarca defa geçtikleri koridor ışıklar kapanınca sanki yabancı bir yere dönüşmüştü. Kerem yumuşak hareketlerle dış kapıyı açtı. İçerden ses geliyor mu diye kulak kabarttı. Her şeyin yolunda gittiğine emin olduktan sonra dışarı adım attı. Kerem aslında tek başına evden gitme planları yapıyordu. Akşam telefonda sessizce arkadaşına ‘’Gece otobüsüne bineceğim. Sabah yanında olurum. Beni karşılamaya sakın geç kalma.’’ dedi. Buse yan odadan bu sohbeti duyar duymaz kendini Kerem’in kapısında buldu.
‘’Abi benden gizli neler çeviriyorsun? Nereye gidiyorsan ben de geleceğim. Yoksa annem ve babama söylerim.’’
‘’Sen beni mi dinliyorsun? Bu yaptığın hiç hoş değil. Hem benimle gelip ne yapacaksın ki?’’
‘’Ben büyüdüm. Artık istediğimi yaparım.’’
Kerem, Buse’nin yaşından büyük lafları karşısında gülümsemekle yetindi. ‘’Haklısın, yedi yaşında olmak hafife alınacak bir şey değil.’’ diye karşılık verdi.
‘’Niye evden kaçıyorsun ki? Annem ve babamla konuşsan belki izin verirler.’’
‘’İstediğim yere giderim. On beş yaşındayım artık. Zaten Emre’lerin yazlığı uzak, sorsam da izin vermezler. Duyduklarını unut ve çabuk odana git.’’
Konuşmanın devamı Kerem’in düşündüğü gibi ilerlemedi. Ya Buse ile gidecekti ya da bu plandan vazgeçecekti. Mecburen ilk seçeneği tercih etti. Evden çıkar çıkmaz otobüse yetişmek için koşmaya başladılar. Sokak lambalarının cılız ışığında neredeyse önlerini görmeden ilerlediler. Kerem yolda engel olup olmadığını kontrol etti, Buse de kaldırım boyunca onun adımlarını takip etti. Peşine takılıp giderken abisinin birden ‘’Ah! Olamaz.’’ dediğini duydu. Kaşla göz arasında ortadan kaybolmuştu. Ne olduğunu anlamadan attığı adım sonrası o da ‘’İmdat!’’ diye bağırmaya başladı. Bir mağaranın içindeydiler. Burada hava daha da karanlıktı. Sonu gelmeyecekmiş gibi metrelerce sürüklenirken elleri ile havaya tutunmaya çalıştılar. Hızlarını kesmek için çırpınırken avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı.
Kendilerini geniş yapraklı otların olduğu bir yerde buldular. Buse korkarak ellerini üstünde oturduğu zemine değdirdi. Kulağına gelen çıtırtılara dikkat kesildi. Abisi yakınlarda olmalıydı. Uzaktan şıpır şıpır damlayan suyun sesi geliyordu. Burnunda ise kurumuş çalı kokusu. Evden çıkarken yaptığı gibi tutunarak ilerlemeye çalıştı.
‘’Abi neredesin? Ne olur burada ol. Beni duyuyor musun?’’
Birkaç adım atar atmaz otların altından çıkmaya çalışan biri olduğunu fark etti.
Kerem’in ‘’Bunlar ne biçim kokuyor böyle. Burası neresi?’’ dediğini duyunca derin bir nefes aldı, o da kokuyu iliklerine kadar hissetti. El ele tutuştukları an oldukları yere göz kamaştıran bir ışık yayıldı. Yaşlı bir kadının onlara doğru yürüdüğünü gördüler. Gözlerini kocaman açmalarına rağmen ağızlarından tek kelime çıkmıyordu. Birbirlerinin ellerini daha da sıkı tuttular.
Böylesine kokuşmuş bir yerde yaşamasına imkan olmayan kadın, anneannelerine benziyordu. Pamuk gibi saçları, ton ton yanakları vardı. Yanlarına geldi ve neşeli sesiyle konuşmaya başladı.
‘’Çocuklar, buraya geldiğiniz için şanslısınız.’’
Bu da ne demekti? Buse titreyen ayağını tutarak ‘’Buraya kim gelmek ister ki? Bu mağaraya yanlışlıkla düştük. Nereden çıkabileceğimizi biliyor musun?’’ diye sordu.
Kadın gülümseyerek ‘’Burası evlerinden kaçan çocukları kurtardığımız yer. İyi ki sizi yakaladık. Yoksa kim bilir nasıl bir yolculukta olacaktınız.’’
Buse ve Kerem hayretle birbirlerine baktılar. Akıllarında onlarca soru vardı. Anne ve babası kaçacaklarını anlamışlar mıydı? Yoksa takip mi ediliyorlardı? Bu kadın da kimdi?
Zihinlerini okurcasına ‘’Sonunu düşünmeden yollara düştünüz. Bu yollar sizi hiç ummadığınız tehlikelere götürebilirdi. Size kol kanat geren ailenizi bir daha göremeyebilirdiniz. Yeterince büyüyüp kendinizi koruyabilecek güce ulaşıncaya kadar onların yanında olmalısınız.’’ dedi.
Yaşlı kadın konuşmasını tamamlayınca ışık yok oldu. Kendilerini yeniden zifiri karanlığın içinde buldular. Birbirlerinin ellerini bırakmadan tutunarak ilerlemeye devam ettiler. Kerem önünde duvara benzeyen bir engel olduğunu hissederek durdu. Etrafı adımlamaya başladı. Buse elini duvarda gezdirirken bir düğmeye denk geldi. Onu çevirdiği an aydınlığa kavuştular. Hayretle birbirlerine baktılar. ‘’Abi buraya nasıl döndük? Bu bir rüya mı?’’ diye sordu. Sesi titriyordu. Evlerinin girişinde, kapının tam önündeydiler.
Kerem çıkarken yaptığı gibi kapıyı yavaşça açtı. Bu sefer evin içindelerdi. Fısıltıyla ‘’Hadi yataklarımıza geri dönelim. Merak etme biraz daha büyüdüğümüzde istediğimiz yere gideriz.’’ dedi. Buse başını sallayarak ‘’Bence de abi, acele etmemize gerek yok.’’ diye mırıldandı. Yaşadıkları macera onları çok yormuştu. Yataklarına doğru ilerlerken evde olmaktan mutluydular.
