Görünmeyen Krallık

Ese ‘’Kaç kere denedim. Olmuyor işte! Göremiyorum.’’ diye haykırdı.

Kardeşi ‘’Bu tarafa gelsene. Aşağıda çocuklar var. Oyun oynuyorlar. Baksana biri gökyüzüne el sallıyor.’’ diye karşılık verdi.

‘’Of ya! Bulutlar yüzünden şu an yeryüzünde olanları kaçırıyorum.’’

‘’Olsun. En azından arada neler yaptıklarını izleyebiliyoruz. Onlar yukarıyı hiç göremiyorlar.’’

Ese her gün mutlaka bulutların altında yaşananları görmeye çalışırdı. Ailesi ile beraber yaşadığı ev bulutların üstündeydi. Burada onlardan başka kimse yoktu. Sadece bir arkadaşı vardı. O da kardeşi. Ese bulutların prensiydi. Gökyüzü de onların krallığı! Gördükleri her şeye istedikleri ismi verebiliyorlardı. Dön Dünya Mahallesi, Yat Yuvarlan Sokak’taki Uçan Bulutlar Şatosu’nda yaşıyorladı. Krallıklarının bile bir ismi vardı. Görünmeyen Krallık! Sadece ailesinin bildiği bir yerdi burası. 

Bulutların hareketleri birden hızlanmaya başladı. Bir bulut ‘’Toplanın yağmur zamanı!’’ diye bağırdı. Bir diğeri ‘’Hadi herkesi ıslatalım. Bakalım kimler kaçmayı başaracak.’’ dedi. Bu, onlar için günün en eğlenceli kısmıydı. Yüklerini alan bulutların rengi değişti. Gökyüzü ve yeryüzü el ele verip her yeri kapkaranlık yaptı. Ese kardeşi ile birlikte hemen şatoya koştu. Bulutlar çarşaf gibi dünyanın üstünü sardı. Artık aşağıda olanları görmesi çok zordu. Ese yakındaki yağmur bulutuna seslendi. 

‘’Benim için bunu yeryüzüne bırakır mısın?’’ diyerek elindekini uzattı. 

Bulut ‘’Olur ama istediğim yere bırakırım. Kabul mü?’’ diye sordu. 

‘’Her zamanki yere bırak ne olur! Benden haber bekliyor, biliyorsun.’’

Bulut ‘’Tamam’’ diyerek yanına geldi. Kollarını iki yana ayırırcasına açtı kendini. Ese elindeki kutuyu bulutun yumuşacık gövdesine bıraktı. Bulutlar için gitme vakti çoktan gelmişti. Koşarcasına yeryüzüne indiler. Taşıdıkları su o kadar çoktu ki iniş yapmaları çok zamanlarını almadı. 

Işıl markete gitmek için dışarı çıkmıştı. İlk damla burnuna kondu. ‘’Yaşasın! Yağmur başladı.’’ diye mırıldandı. Damlalar saçına, gözüne değmeye devam etti. Peş peşe yeryüzüne ulaşan damlalar üzerinden şıp şıp akmaya başladı. Diliyle damlaları yakalamaya çalıştı. Bu en sevdiği yağmur oyunuydu. Artık en mutlu olduğu anlar yağmurun yağması ile başlıyordu. Duyduğu ‘’Pat!’’ sesi ile kendine geldi. Ne olmuştu şimdi? Etrafına bakındı. Ayağının yanında bir paket gördü. Gökyüzüne ‘’Bana yine hediye mi getirdiniz?’’ diye haykırdı. Karşılık veren yoktu. Dikkatle bakınca üzerinde ‘’Bu senin!’’ yazdığını gördü. Her zaman yaptığı gibi gülümseyerek gökyüzüne el salladı. Şaşırmadı çünkü bu aldığı ilk paket değildi. 

Işıl bu mahalleye yeni taşınmıştı. Onun da Ese gibi henüz arkadaşı yoktu. Sokakta tek başına dolaşırdı. Ese’nin yeryüzüne baktığı bir gün bu hali dikkatini çekti. Ne çok ortak yanları vardı. Işıl merakla ‘’Bu sefer ne yazdı acaba?’’ diye düşündü. En yakın apartmanın girişine sığındı. Hızla paketi açtı. İçinden bir sayfa çıktı. Hemen okumaya başladı. 

‘’Sular şıp şıp damlasın
Gökten yere atlasın
Seni ne kadar sevdiğimi
Her bir damla anlatsın”

Ese, bulutlara rağmen Işıl’ı görebiliyordu. Gülümseyerek el sallaması onu mutlu etti. Birbirlerini hiç görmeden arkadaş olmuşlardı. Yağmur yağdıkça Işıl’a mektuplar gönderiyordu. Böylelikle haberleşiyorlardı. Önceden kara bulutlar çıkınca hava kararıyor, canları sıkılıyordu. Artık yağmur gelecek yeni paketlerin müjdecisiydi. Arkadaşlığın eğlencesi işte o zaman başlıyordu. 

Photo by Monstera on Pexels.com

Yorum bırakın