Ela “Anne burada yol kapalı. Biraz daha ileri gidelim. İşte, şu sokaktan görünüyor. Hadi çabuk gel!” diyerek koşmaya başladı.
“Kızım sabahtan beri dolaşıyoruz. Ayaklarım ağrıdı. Dönelim artık.”
“Saat daha erken. Dalgalar ne güzel! Ay, su neredeyse üstümüze sıçrayacaktı.”
Ela’nın bulutlara değen sevinci görülmeye değerdi. Masmavi denizi ilk gördüğü an “Anne bu su çok büyük!” diye haykırdı. Gözlerini kocaman açarak dakikalarca kıyıya vuran dalgaları izledi. Ela denizi göreceği anı defalarca hayal etmişti. Neye benzediğini çok merak ediyordu. Unutamayacağı bir gün yaşıyordu. Pırıl pırıl akan su bir araya toplanınca nasıl da renk değiştiriyordu. Sular sanki mavi ve yeşilin tonları arasında gidip geliyordu.
Ela dipte neler olduğunu merak etti. Yemyeşil yosunların arasında sallanan şeffaf deniz anaları dikkatini çekti. O an bir balık sürüsü gözüne çarptı. Peş peşe sıralanan küçük balıklar birbirlerini takip ediyorlardı. Bazı balıklar sürüden ayrılıp tek başına dolaşıyordu. Birden kafasını kaldırıp “Anne deniz, hiçbir göle benzemiyor. İçinde ne çok şey var.” dedi.
Ela İstanbul’da yaşıyordu fakat denizi o güne kadar hiç görmemişti. Annesine dönüp “Bu denizin sonu var mı? Sular nereye akıyor böyle?” diye sordu. Cevabı dinlerken aklı martıya takıldı. Ne de güzel uçuyordu. Önündeki çocuk yediği simitten bir parça koparıp havaya attı. Martı gagasını açıp hızla parçayı kaptı. Ela gülümseyerek onları takip etti.
Üsküdar sahili boyunca yürüyorlardı. Annesi ona yetişmek için çabalamaktan yorulmuştu. Eve kaç otobüs değiştirerek döneceklerinin hesabını yapıyordu. Çengelköy’de uğraması gereken bir yer olmasaydı bu kadar yol gelmezdi. Adım atacak hali kalmamıştı. Ela’ya seslendi.
‘’Kızım sana bugünlük bu kadar deniz yetmedi mi?’’
‘’Anne onu ilk defa görüyorum. Bence günlerce bakma hakkım olmalı.’’
Yürürken deniz bir görünüp bir kayboluyordu. Onu yakalayabilmek için ilerlemek zorundaydılar. Sahildeki evlerin kapıları yüksek duvarlarla çevriliydi. Birinin önündeyken Ela “Deniz yine yok oldu. Oradasın biliyorum. Çık ortaya!” diye bağırdı. Sözünü bitirmeden koşmaya başladı. Onu takip etmekten başka çaresi kalmayan annesi nefes nefeseydi.
Dinlenmek için birlikte ara bir sokağa girdiler. Ela heyecanla “Bence deniz saklambaç oynuyor.” diye haykırdı. O esnada martıların sesi kulaklarında çınladı. Koskocaman denizin üstünde özgürce uçuyor, istedikleri her şeyi yukarıdan rahatlıkla görebiliyorlardı. Onlar için İstanbul’da engel yoktu. Keşke bu oyunun bir parçası olmadıkları için ne kadar şanslı olduklarını bilebilselerdi.
