Su delicesine akmaya başladı. Ayça banyoda ellerini yıkarken birden neye uğradığını şaşırdı. Yanında duran havluyu kaptı. Gözü musluktaydı. Yerler çoktan ıpıslak olmuştu. Kaymamak için bir elini duvara dayadı. Tüm gücünü kullanarak diğer eliyle musluğu tıkamaya çalıştı. Kalbi küt küt atıyordu. Tek başına bunun üstesinden gelemezdi. Nefes almaya fırsat bulduğu ilk anda ‘’Can yetiş! Banyoyu su bastı.’’ diye çığlık attı. Sesi öyle yüksek çıktı ki bu onu bile korkuttu.
Ya kardeşi yardım edene kadar sular daha da yükselirse? Kapının altından geçerek karşı odada yere koyduğu telefonuna kadar giderse? Ya bilgisayarı zarar görürse? Geçen her saniye Ayça’nın kalp atışlarını hızlandırmaya yetti. Hareket ettirmeden tuttuğu kolları ağrımaya başladı. Alnı ter içinde kaldı. Derin bir nefes aldı. ‘’Hadi Can, nerede kaldın? Gel artık.’’ diye haykırdı. Anne ve babası evde değildi. Kardeşi ile birbirlerinden çok farklı olsalar da birbirlerini çok severlerdi. Can’a ihtiyacı olduğunda onun mutlaka yanında olacağını bilirdi.
Can ‘’Neler oluyor?’’ demesine gerek kalmadan banyonun kapısından taşan suyu fark etti. İçeride ise durum daha fenaydı. Kapı kilitli olmamasına rağmen açılmıyordu. Can ‘’Uzak dur, kapıyı iteceğim.’’ diye bağırdı. Ayça içinden “Ne olur, kardeşimin canı yanmasın.” demeye başladı. Can bir omzunu öne çıkartarak hızla geriye adım attı. Tüm gücüyle koşar adım kapıya yüklendi. Eski kapı kısa bir süre sonra açıldı. Banyoyu uzun uğraşlar sonunda topladıklarında ikisinin de hareket edecek hali kalmamıştı. Ayça, kalan son enerjisi ile teşekkür etmek için Can’ın omzuna dokundu.
‘’İyi iş çıkarttık.’’
‘’Yapma. Omzum çok acıyor.’’
‘’Yoksa kapıyı açarken bir şey mi oldu?’’
‘’Bilmiyorum. Dokununca canım fena yanıyor.’’
Ayça gözlerini kocaman açarak kardeşinin acı dolu yüzüne baktı. Bayılacak halde olduğunu görünce bir şeylerin ters gittiğinden emin oldu. Yorgunluğunu unutup hızla ayağa kalktı. Annesini ve babasını aradı. Onlara ulaşamayınca yakında oturan amcasının numarasını çevirdi. Kimse cevap vermiyordu. Can tekrar denemesini istedi. Sesini sevdiklerine bir türlü ulaştıramayınca aklına filmlerde gördüğü sahneler geldi. 112 acil servisi aradı. Korkuyla titreyen ellerine sesi de eşlik edince ambulans çok geçmeden kapılarına geldi. Kardeşinin omzu beklerken hiç ummadıkları kadar şişmişti.
Ayça o an dünyada hiç kimseleri yokmuş gibi hissetti. Pır pır atan kalbini sakinleştirip kardeşinin yanında olmaya çalıştı. Can omzunun çıktığını çok sonra fark etti. Gözü dünyayı görmez olmuştu. O ve ağrıyan omzu adeta her yeri kaplamıştı. Ayça ambulansın bir an önce gelmesi için saniyeleri sayıyordu. İçinden ‘’Kardeşim iyi olsun. Başka bir şey istemem.’’ deyip durdu. Can acısını dindirmek için gözlerini kapatıp herşeyin düzeleceğini hayal etti. Geçen yaz annesi, babası ve Ayça ile bütün gün oyun parkında yaşadıklarını düşündü. Güneş gözlerini kamaştırırken yaşadıkları o heyecan ve eğlence dolu dakikaları.
Ayça hala aynı cümleyi tekrarlıyordu. Ne banyoda yaşadığı anlar, ne ellerinin acısı, bilgisayarı, telefonu, hiçbiri umrunda değildi. Sularla boğuşurken tek isteği oradan kurtulmaktı. Fakat şimdi çok daha büyük bir derdi vardı. Dünyada kardeşinden daha önemli bir şey nasıl olabilirdi?
Her gün gözünü ilk açtığında gördüğü kişi Can’dı. Yıllardır okula birlikte gidiyorlardı. Ayça o güne kadar canını sıkan bir şey olduğunda gidip hemen ona anlattı. Komik bir olay yaşadığında da yine onunla konuşmak için teneffüs aralarını iple çekti. Kavga etmek bile Can ile bir başkaydı. Yastık savaşı yaparken Can elindekini tüm gücüyle Ayça’ya fırlatsa da ona bir şey olmadığından emin olmak için göz ucuyla kontrol ederdi. Bunları hiç konuşmasalar da Ayça ile Can birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini bilirlerdi. Belki de kardeş olmak konuşmadan anlaşabilmek demekti. Tedavi tamamlanıp hastaneden çıktıklarında Ayça içinden hala ‘’Kardeşimin canı yanmasın. O hep iyi olsun.’’ diye geçiriyordu. Şanslı günündeydi, dileği çoktan yerine gelmişti.
