İçimdeki Dedektif

Duru anneannesinin Karadeniz’deki evindeydi. Toprağın üstü yemyeşil bir örtü ile kaplanmıştı. Arkadaşı Tan ile buluşmak için yaylaya yürüyordu. Evlerinden uzaklaştığı anda gökten ‘’Pat!’’ diye bir şey düştü. Duru telaşla kafasını kaldırdı. Üstünden kocaman kanatları olan bembeyaz bir kuş uçtu gitti. Çimlerin arasına dalan bu şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Karşısında küçük, siyah bir kutu duruyordu. Duru ne zaman çözülecek gizemli bir olay olsa hemen Tan’a koşardı. Bu sefer de ‘’Kesin o bunun ne olduğunu bilir.’’ diye düşündü. Kutuyu cebine attı. Tan etraftaki her şeyi merak eden, adeta olay yakalamak isteyen bir dedektif gibiydi. Onun geldiğini görür görmez el sallayarak ‘’Çabuk koş. Acayip bir şey buldum.’’ diye bağırdı. Tan adımlarını hızlandırdı. Yanına varır varmaz heyecanla ‘’Ne oldu?’’ diye sordu.

‘’Baksana ne buldum? Etrafta hiç uçak yoktu. Galiba bu bir kuştan düştü.’’ diyerek elinde tuttuğu cihazı gösterdi. Tan her tarafını dikkatlice incelemeye başladı. 

‘’Ya kuşa bunu biri taktıysa?’’

Duru ‘’Kim kuşları merak eder ki? Hem onların özel hayatı bile yok.’’ diye gülmeye başladı.

‘’Sen öyle san! Geçen gün televizyonda gördüm. Göç eden kuşları izleyip ne kadar uzağa gittiklerine bakıyorlarmış. Bu kesin takip cihazı.’’ Tan sözlerine devam etti. ‘’Bu bizim de işimize yarayabilir. Biz de bunu kullanıp birilerini takip edebiliriz, ne dersin?’’ diyerek göz kırptı. 

Duru gözlerini kocaman açarak arkadaşının şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştı. Gülümsemiyordu, anlaşılan kararlıydı. Ellerini iki yana açarak ‘’Ben böyle bir şey yapmam. Zaten izinsiz takip etmek suç değil mi?’’ diye sordu. 

‘’Sadece oyun oynayacağız. Bunun kimseye zararı yok. Hem çok eğleniriz, dahası var mı? Hadi bunu kardeşinde deneyelim.’’

Duru ‘’Mete’yi niye takip edelim? Bizden gizli ne yapabilir ki?’’ diyerek itiraz etti. Fakat Tan bir işin peşine düştü mü onu vazgeçirmenin imkanı yoktu. Onunlayken her yaz bir olaya karışmaktan kendini kurtaramazdı. Geçen sene Tan, teyzesinin kaybolan çantasını bulmak için neredeyse yayladaki her aile ile görüşmüş, bitmek bilmeyen sorularıyla insanları çapraz sorguya almıştı. Sonunda çantayı bulmayı başarmış olsa da Duru bu esnada çok yorulmuştu. Bu sefer de Tan’ın ısrarından kaçış olmayacağını biliyordu. 

Tan karşısına geçerek ‘’Çanta olayını hatırlasana. Bana güven.’’ diyerek gülümsedi. Duru cihazı kullanmayı belki bir kere deneyebilirlerdi. Yavaşça başını salladı. Bundan işaret alan Tan ağaçlarla çevrili, yemyeşil yaylada koşmaya başladı. Duru da mecburen peşine takıldı. Eve vardıklarında sessizce odaya geçip Mete’nin çantasına cihazı bıraktılar. Ellerinde kalan parçada bir harita ekranı vardı. Kardeşinde kalan kısmı hareket ettikçe onu buradan izleyeceklerdi. Tan neler yapacaklarını çoktan planlamıştı. Önce cihazın nasıl çalıştığını öğrenecekti. ‘’Gizli görev başlıyor! Mete hareket etti.’’ diye fısıldadı. Kapşonunu kapadı, montunun önünü ilikledi. Bu işi ciddiye aldığı belliydi. Duru izini belli etmemek için hemen en yakındaki ağacın arkasına saklandı. Mete şehre inen yola döndü. Zıplaya zıplaya yola devam etti.

Duru aklına büyük bir fikir gelmişçesine Tan’a dönerek ‘’Biz niye Mete’nin peşine düştük? Zaten cihazı bunun için koymadık mı?’’ diye sordu. ‘’Önce bunu bir denememiz lazım. İşi şansa bırakamayız.’’ diye mırıldandı. Bir yandan etrafta kimse var mı diye bakarken diğer yandan defterine notlar alıyordu. Mete hiç bilmedikleri bir yola saptı. Duru’yu ‘’Burası nereye çıkıyor ki?’’ diye bir düşünce aldı. Yakayı ele vermeden adım adım takibe devam ettiler. Kalp atışları hızlanmaya başladı. Mete sokağın başındaki dükkana girdi. Kapısında ‘’Elektronik Market’’ yazılıydı. Bir dergide küçücük cihazların çok büyük işler yapabileceğini okumuştu. Mete çantasındaki kutunun sırrını burada çözebileceğini düşünüyordu. Tan ve Duru sokağın görünmeyen köşesine geçip içeride neler olduğunu anlamaya çalıştılar. Sessizce dükkana yaklaştılar. Mete’nin çantasını açtığını ve cihazı görevliye uzattığını fark ettiler. Adam kutuyu dikkatle inceledi.

‘’Sana bunu kim verdi? Ne olduğunu biliyor musun?’’

‘’Bu benim değil. Biri bunu çantama koymuş. Ne olduğunu sizden öğrenmeye geldim.’

Görevli adam ‘’İyi yaptın. Bununla seni takip edebilirler. Fakat bu büyük bir suç.’’ diyerek işin sırrını ortaya çıkarttı.

Bunları duyar duymaz Duru sesinin titremesine engel olamayarak ‘’Keşke bu işe hiç kalkışmasaydık.’’ dedi. Dakikalar sonra Mete dışarı çıktığında haritadaki nokta dükkanda takılı kalmıştı. Mete’nin cihazdan kurtulduğu belliydi. Tan’ın yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden anlaşılıyordu.  Duru ise kardeşinin olanları anlamasına içten içe sevindi. Yoksa başları büyük belaya girecekti. Zaten dedektif olmak istemiyordu. Gizli iş peşinde koşmak ona göre değildi. Derin bir nefes aldı. Yaylaya doğru koşmaya başladı. En iyisi kaldıkları yerden oyun oynamaya devam etmekti.

Photo by Charles Parker on Pexels.com

Yorum bırakın