Kulaktan Kulağa

Ayşin arkadaşlarına dönerek ‘’Azıcık sessiz olun. Hadi başlıyorum.’’ diye seslendi. Birkaç saniye ilham gelmesini beklercesine gözlerini yukarıda bir köşeye odakladı. Ellerini ağzına götürdü, yanındaki arkadaşının kulağına eğildi. Gözleri parlarken dudaklarından bir cümle döküldü. Onu sadece o arkadaşı duydu. 5A sınıfındaki öğrenciler okulun bahçesinde yan yana dizilmiş kulaktan kulağa taşınan bu sözü anlamaya çalışıyorlardı. Grubun ortalarına gelindiğinde biri kendini tutamayıp ‘’Ne Can mı?’’ diye haykırdı. Grubun diğer ucundan başka bir çocuk ‘’Mızıkçılık yapmak yok!’’ diye karşılık verdi. Ayşin içinden “Duyduklarıyla kim bilir neler uydurdular?” diye geçirirken kıkır kıkır gülüyordu. 

Ne zaman sınıfça bu oyunu oynasalar ‘’Nereden buluyorsun böyle şeyleri!’’ sözünü mutlaka duyardı. Çok da hoşuna giderdi. Aslında Ayşin’in tek amacı farklı olduğunu göstermekti. Belki böylelikle onu daha çok severlerdi. Sıra son kişiye gelmişti. Yirmi kişi pür dikkat kulaktan kulağa taşınan bu cümleyi yüksek sesle söyleyecek çocuğu bekliyordu. Nefesler tutuldu. ‘’Candan gelir, camdan gider.’’ sesi havada yankılandı. Ayşin bunu duyar duymaz kahkahayı bastı. ‘’Akıllım doğrusu, cambaz gibidir, camdan bile gider, olacaktı.’’ diyerek okulun bahçesinde zıplamaya başladı. Çok geçmeden onu gören arkadaşları ‘’Bu söz tam senlik’’ diyerek ona eşlik ettiler. 

Ders zili çalınca herkes sınıflara girerken Ayşin arkadaşı Beril’e döndü. Sessizce ‘’Bugün seni kaçırıyorum. Hadi kimseye yakalanmadan okuldan çıkalım.’’ dedi. Beril ne olduğunu anlayamadan kendisini Ayşin’in peşinde buldu. Okulun arka bahçesine doğru koştular. Sırtlarındaki ağır çantalarla hızlanmak hiç de kolay sayılmazdı. Duvarın arkasına geçip beklerken kalplerinin sesini duyabiliyorlardı. Birkaç dakika sonra güvenlikteki görevli yerinden çıktı. Hiç düşünmeden ormana açılan kapıya yöneldiler. Güçlerini toplayarak bir nefeste üstünden atladılar. Bu, Beril’in okuldan ilk kaçışıydı. Etrafta kimse görünmüyordu. Ağaçlarla çevrili yolda arkalarına hiç bakmadan koşmaya başladılar. Beril’in kalbi pır pır atıyordu. Niye kaçmışlardı ki? Ayşin’i severdi. Fakat canı ne isterse yaptığı için şimdi ne olacağı konusunda en ufak bir fikri yoktu. Ayşin orada kamera olduğunun farkındaydı. Kaydedilseler ne çıkardı? En fazla anne ve babaları okula çağırılır, uyarı alırlardı. 

Konuşmaya dalmışken yaklaşan ayak seslerini duydular. Sessizce geçip gitmesini beklerken gür bir sesle karşılaştılar. ‘’Boşuna saklanmayın. Yakalanmayacağınızı mı sandınız?’’ Nasıl olur? Konuşan okul müdürüydü. Onu nerede olsa tanırlardı. Beril elini ayağını nereye koyacağını bilemez haldeydi. Titrek sesiyle konuşmaya başladı. ‘’Hocam affedin. Okulun bahçesinde sayılırız. Bir yere gitmedik.’’ Ayşin ise aynı fikirde değildi. Bildiğin kaçmışlardı işte. Müdür onları arkasına dizdi. Birlikte okula geri döndüler. 

Sesini en sert tondan ayarlayarak ‘’Ayşin, kızım bu kaçıncı? Kendin kaçtığın yetmiyor mu? Beril’i neden buna zorluyorsun?’’ diye devam etti. Ayşin sessiz kalmayı tercih etti. Yanlarına yaklaşan rehber öğretmen, müdürün elleri arkasında koridorda dolaştığını görünce ters giden birşeyler olduğunu anladı. Birlikte rehberlik odasına geçtiler. Tam da tahmin ettiği gibi çok geçmeden anne ve babasını aradılar. Telefonu kapattıktan sonra annesi ‘’Bu kız niye böyle yapıyor? Sorunsuz geçen bir ayımız yok.’’ diye kendi kendine sızlandı. 

Okula geldiğinde babası kaşlarını çatmış, annesi ise ‘’Neden böyle yapıyorsun?’’ dercesine ellerini yana açmıştı. Rehber öğretmen karşılarına geçti. “Kızınızla yeteri kadar zaman geçiriyor musunuz? Ayşin biraz yalnız kalmış olabilir. Kurallara uymadan kendi başına istediği her şeyi yapabileceğini sanıyor. Hafta sonunu birlikte geçirin ve bu konuyu konuşun lütfen.” dedi. Bunları duyar duymaz Ayşin’i bir heyecan kapladı. En son ne zaman birlikte bir şeyler yaptıklarını hatırlamıyordu bile. Birden düşüncelere daldı. İçinden “Erkenden kahvaltı yaparız, sonra arabayla sahile ineriz. Belki motora bineriz. Ondan hoşlanmazlarsa bu hafta güzel filmler vizyona girdi. Sinemaya da gidebiliriz. Dışarı çıkamayız derlerse evde de kalırım. Ne de olsa yapacak şey çok.” diye geçirdi. Peki ya olmaz derlerse? O zaman hayalleri hergün olduğu gibi suya düşerdi.  

Annesi biraz düşündü. Sonunda “Çok işim var ama bir günlüğüne ertelemeyi deneyebilirim.” dedi. Ayşin kimseye fark ettirmeden derin bir nefes aldı. Sıra babasındaydı. O ise “Bu durum bize pahalıya mal olacak. Son dakika değişikliklerini çok sevmem. Yine de yarını birlikte geçirmek için bir şeyler yapabilirim.” dedi. İkisinin de suratları asılmıştı. İşlerini nasıl yetiştireceklerini düşünüyorlardı. Ayşin’in ise keyfine diyecek yoktu. Ne de olsa bugünü kurtarmış, hedefine ulaşmıştı. Anne ve babasıyla birlikte koskoca bir gün geçirecekti, dahası var mıydı?

Photo by Kampus Production on Pexels.com

Yorum bırakın