Kaçış Planı

Ara, anne ve babasına dönüp ‘’Bir gün beni de Gürcistan’a götürürsünüz değil mi?’’ diye sordu. Gözleri ışıl ışıldı. Duyacağı cevapla havalara uçması an meselesiydi. Seyahat etmek gibisi var mıydı? Hiç bilmediği sokaklarda koşmak, oradaki çocuklarla yabancı dilde anlaşmaya çalışmak, ilk defa tadacağı yemekler yemek… Bunların hepsi Ara için yepyeni bir dünyaya açılmak gibiydi. Koltuğun ucuna doğru ilerledi ve nefesini tutarak beklemeye başladı. Annesi cevap verdi. ‘’Oğlum, durumumuzu görüyorsun. Bütçemizi biraz toparlamamız lazım. Bunu başka zaman tekrar konuşuruz, olur mu?’’ Ara bunları duyacağını içten içe hissediyordu. Geçen yıl aynı soruya babası ‘’Malesef planlarımızı şimdilik ertelemek zorundayız. Şu anda tatile ayıracak paramız yok.’’ demişti.

Ara alacağı yanıtın kısa sürede değişmeyeceğini artık biliyordu. O da istediği yerlere seyahat etmek için başka bir yol keşfetmişti. Hem bunun için kimse para istemiyordu. Yatağına uzanıp kurduğu rengarenk hayallerde bazen Türkiye içinde dolaşıyor bazen de televizyonda gördüğü ülkelere uçuyordu. Anne ve babasının Gürcistan’daki anılarını anlattıkları o akşam başını yastığa koyar koymaz yola çıkmıştı. Hava kararmış binalar ışıklarını yakmaya başlamıştı. Uçsuz bucaksız şehrin görüntüsü önünde seriliydi. Her şey tamam da peki bu çatıda ne işi vardı? 

Gözlerini kocaman açarak önce şehrin iki yakasının ortasından geçen nehre baktı. Etrafını saran alçak katlı, taş evlerde gezdirdi gözlerini. Rengarenk saat kulesine, vadinin içinden akan şelaleye, ince uzun yapıların mavi kubbelerine, şehrin tepesinde dönüp duran dönme dolaba baktı. Burası her aile sohbetinde adı geçen, annesinin doğduğu gizemli şehir Tiflis’ti.

Ara duyduğu hırıltılarla aklından geçenlere mola verdi. Kim var orada diyerek etrafında dönerken onlarla göz göze geldi. Çete halindeydiler. Yan yana durmuş, kızgın gözlerle yanlış bir hareket yapmasını bekliyor gibiydiler. Bir adım geri atarken sırtını yalayarak geçen rüzgarı hissetti. O an ‘’Yardım istesem mi?’’ diye düşündü. Aynı hızla ‘’Ben hallederim, ne olacak?’’ cevabını verdi tüm özgüveniyle. 

Babası çatı ustasıydı. Bu sayede Van’da gitmedik sokak bırakmamıştı. Bazen Ara’yı da yanına alır yıpranmış yerleri nasıl tespit ettiğini, sızıntıları nasıl yakaladığını anlatırdı. Fakat o anlarda Ara önünde uzanan manzaraya dalar, bazen bir kartal olur şehrin üstünde uçar bazen de bir çatıdan diğerine atlama hayalleri kurardı. Karşısında duran köpeklerin salyalarının aktığını görünce kendine geldi. İçinden ‘’Harekete geçme zamanı!’’ diye fısıldadı. Yaklaştıklarını fark edince en yakında gözüne kestirdiği çatıya doğru koşmaya başladı. Hayallerinde her zaman yaptığı gibi tüm kuvvetini topladı. Bir çatıdan diğerine savrulurken ayaklarını ileri doğru hareket ettirmeyi ihmal etmedi. Hızını almıştı. Koşmaya devam etti. Kalbi küt küt atıyor, hızlanan nefesi ona eşlik ediyordu. Bir an arkasını döndü, takipten kurtulmuştu. Binadan sokağa indi. Annesinin doğduğu ev yakınlarda olmalıydı. Alt geçidi geçtikten sonra tepeye tırmanan sokağa girdi. Turistlerin sokakta çalan müzikle alkış tuttukları yerler karşıyakada kalmıştı. O ise ağaçlarla çevrili bir yokuştaydı. Annesi apartmanlarının duvarına son yıllarda kocaman bir resim yapıldığını anlatmıştı. Sokağı döner dönmez kafasında rengarenk çiçekler olan masmavi kızla karşılaştı. Duvarı boydan boya kaplamıştı.

O an yakınlardan gelen sesi duydu. Tonton yanaklı bir kadın ‘’Hadi kızım içeri gel!’’ diye seslenmişti. Üç dört yaşlarındaki çocuk, kapının önünde elindeki bebekle oynuyordu. İşi bitince bebeğini masanın üzerinde bıraktı, eğilip ‘’Beni bekle Ara. Birazdan geleceğim.’’ diye fısıldadı. Yanlış mı duymuştu? Kız, onun adını mı söylemişti? Gözlerini kocaman açarak onu izlemeye devam etti. Sabırsızlanan kadın dışarı çıkarak ‘’Meryem nerede kaldın kızım? Tut elimden içeri giriyoruz.’’ dedi kararlı bir sesle. Nasıl olur? Bu annesinin adıydı. Ara’nın gözleri küçük kızda kilitlenmişti. Tonton kadın ise ona artık hiç yabancı gelmiyordu. Yanaklarındaki derin gamzeleri fark ettiğinde onun pamuk yanaklı anneannesi olduğunu anladı. Sokağın köşesinden olanları izlemeye devam etti. Nasıl oldu da bu zamana gelmişti? Zihnindeki soruların ardı arkası kesilmezken küçük kız onu fark etti. El sallayıp gülümsedi. Ara o an annesine dönerek ‘’Yine görüşeceğiz Meryem, beni unutma!’’ diyerek karşılık verdi. 

Gerçekte ise sabah olmuş, uyanma vakti gelmişti. Yatağında kıpırdanmaya başladı. Gözlerini açtığında yüzüne yayılan gülümsemeyi fark etti. Rüyasında annesini bulmuştu. Hem de yıllar öncesinde. İçinden ‘’Bu nasıl bir rüyaydı böyle?’’ diye geçirdi. Bu, Ara’nın ne ilk ne de son hayali yolculuğuydu. Kim bilir onu daha neler neler bekliyordu.

Yorum bırakın