Gitti Mi? Gitti Mi?

Suzi heyecanla “Göl çok sıcak, Cem gelsene beraber yüzelim!” diye seslendi. Cem kafasını gökyüzüne çevirerek “Onu bırak da burada güneş hiç kaybolmuyor, bunu fark etmiş miydin? Baksana sabah akşam hep bizimle.” diyerek karşılık verdi. Cem, yağmurun hiç dinmediği bir ülkeden Makedonya’nın en eski şehirlerinden olan Ohrid’e ailesiyle tatile geldi. Yaşadığı yerde güneş çok az görünürdü. Onunla oyun oynarcasına “Bakalım bu yıl yerinden kaç kere çıkacaksın.” diye sayardı.

Suzi ise sürekli güneşi görebildiği bir ülkede yaşıyordu. Sabahları odasına vuruyor, içini sıcacık yapıyordu. Ona göre güneşin görünmemesi o kadar dert edilecek bir şey değildi. Nasıl olsa ertesi gün mutlaka ortaya çıkardı. Suzi ile Cem’in aileleri birlikte geçirdikleri yaz tatillerini bir gelenek haline getirmişti. Akşam olduğunda Suzi “Güneşi niye bu kadar çok dert ediyorsun?” diye sordu. Cem hiç düşünmeden ‘’Onu benim kadar az görsen eminim sen de özlerdin.’’ diye cevap verdi.

Sabah olduğunda Cem balkona çıkıp manzaraya baktı. Bulutlar kenara çekilmişti. Güneş, Ohrid Gölü’nün üstünde tüm ışıltısıyla parlıyordu. Gölün etrafı yüksek dağlarla çevriliydi. Adeta yemyeşil bir battaniye ile sarılmıştı. Cem çevrede başka renk var mı diye bakınmaya başladı. Yer yeşil, gök masmaviydi. Parlayan güneş de aralarına katılınca içi açıldı.

Birden “Beni bul!” diyen bir ses duydu. Şaşkınlıkla yerinden sıçradı. 

“Kim var orada? Adını söyle! Yoksa gelmem hiçbir yere.” 

“Benimle buluşmak için gelmen gerek.” dedi ses.

Cem önce ne yapması gerektiğine karar veremedi. İçindeki korku “Sakın gitme!” derken başka bir ses de “Gitmezsen öğrenemezsin. Hadi kalk yerinden.” diye fısıldıyordu. İkinci düşünceyi dinlemeye karar verdi. Sesi takip ederek ilerledi. Önce çarşıya geldi. Ses onu tepeye yöneltti. Merdivenleri çıkarak yolu tırmandı. Nefes nefese kaldı. Dinlenmek için yakında bir yere oturdu. Aşağı bakarken kendi kendine “Göl buradan ne güzel görünüyormuş.” diye mırıldandı. 

Çok geçmeden sesin “Hoşgeldin!” dediğini duydu. 

“Sen kimsin? Beni neden çağırdın?”

“Beni her gün arayan ve çağıran sensin.”

Cem sesin geldiği yöne bakarken gözleri kamaştı. Sıcaktan vücudunun terlediğini hissetti. 

“Bu nasıl olur? Ama sen konuşuyorsun!”

“Daha neler yapabiliyorum, bir bilsen! Şu an beni görüyor musun?”

Güneş burada çok daha yakındaydı. Elini uzatsa ona dokunabilecek gibiydi. Cem konuşmasına devam etti. “Evet, şimdi karşımdasın. Fakat neden her zaman yerinde değilsin? Nereye saklanıyorsun?” 

Heyecanla cevabı duymak için beklerken bir elin omzuna dokunduğunu hissetti. Suzi “Hadi kalk. Ne çok uyudun! Neredeyse öğlen oldu. Ne uykusu bu?” diyerek yüzüne bakıyordu. Cem cevabı öğrenemeden uyandığı için üzgündü. Kendine gelmeye çalışırken “Gitti mi? Gitti mi?” diye sordu. Suzi neler olduğunu anlamamıştı. “Gelen giden yok. Sakin ol.” diye cevapladı. Cem telaşla camdan dışarı baktı. Hayır gitmemişti. Rahat bir nefes aldı. Güneş en parlak haliyle gökyüzünde durmaya devam ediyordu.

Photo by Johannes Plenio on Pexels.com

Yorum bırakın