Çınar bir çırpıda ‘’Olmamış işte! Mavi kazağın altına yeşil pantolon giyildiğini hiç gördün mü?’’ diye söyleyiverdi. Umut dolu gözlerle kendini aynada süzen arkadaşı Bulut ona döndü. Gülümseyerek ‘’En azından üstündekilerden uyumlu. Kırmızı ile kahverengiden daha güzel bir ikili oldukları kesin.’’ diyerek karşılık verdi. O da ‘’Haklısın, moda benden sorulmaz.’’ diyerek güldü. Çınar festival alanındaydı. Nisan ayının en neşeli gününde kutladıkları Çocuk Bayramı için okul olarak şenliğe katılmışlardı. Tüm arkadaşları oradaydı. Meydandan gelen şarkıyı duydu. Oraya doğru ilerlemeye karar verdi. Birkaç adım attıktan sonra kafasını çevirdi. Başka bir arkadaşını gördü. ‘’Şarkı güzel ama sesin değil!’’ diye kıkırdadı. Arkadaşı onunla göz göze geldi. ‘’Gel beraber söyleyelim. Bizden müthiş bir grup olur. Bu fırsatı bir düşün istersen?’’ diyerek göz kırptı. Çınar ‘’Diğer teklifleri de değerlendirmek istiyorum. Geleceğim çok parlak.’’ diyerek yürüyüşüne devam etti.
Şenlik alanı müzikle coşan, konuşan, gülen, oyunlar oynayan, eğlenen arkadaşları ile çevriliydi. Çınar, o gün de kimi görse pat diye bir cümle etmeden yanından geçmedi. Ona boşuna ‘’Doğrucu Çınar’’ demiyorlardı. Bir an sahnedeki hareketliliği fark etti. Arkadaşı Bulut da onun yanındaydı. Sunucu eline mikrofonu aldı. ‘’Arkadaşlar hazır mısınız?’’ diye seslendi. Çınar da meraklı gözlerle yanlarına doğru ilerledi. ‘’Yıllardır oynanan bir oyunu bugün birlikte oynayacağız. Doğruluk mu? Cesaret mi? Kimler katılmak ister?’’ diyerek coşkulu bir giriş yaptı. Bulut, Çınar’a dönüp ‘’Bu oyun tam senlik, sakın kaçırma!’’ dedi. Sunucu hevesle parmağını kaldıran Çınar’ı ve okuldan beş arkadaşını koşar adım sahneye çağırdı.
Yanına varır varmaz Çınar sunucuya dönüp ‘’İsterseniz benimle başlayabilirsiniz.’’ diye seslendi. Karşılığında ise ‘’Bu oyunun bir kuralı var. Ortaya bir şişe koyup sırayla onu çevireceğiz. Ucu kime gelirse sıra onda olacak.’’ cevabını aldı. Sunucu şişeyi yere koydu ve hızla çevirmeye başladı. İlk kararı verecek olan örgülü kız ‘’Tabi ki cesaret! Bu kadar insanın karşısında doğruluk diyecek halim yok.’’ diyerek güldü. Ondan sonra çıkan gözlüklü çocuk da ‘’Her şeyi yaparım. Cesareti seçiyorum.’’ diye devam etti. Çınar oyun eğlenceli olsa da merakına yenik düştü. İçinden ‘’Niye kimse doğruyu söylemek istemiyor?’’ diye geçirdi. Bir sonraki sarı gömlekli, yeşil gözlü çocuk da ‘’Cesaretten yanayım. Zorlu göreve varım!’’ deyince Çınar daha fazla dayanamayarak ‘’Doğru söylemek de bir cesaret işidir.’’ sözünü ortaya attı. Sunucu gülümsedi. ‘’Haklısın. Farklı yollardan da olsa hepiniz cesursunuz.’’ diyerek göz kırptı. Sonunda sıra Çınar’a geldi. ‘’Doğruluk mu, cesaret mi?’’ diye sorulunca herkes cevabı çoktan biliyordu. Arkadaşları ile hep bir ağızdan ‘’Doğruluk!’’ diye haykırdılar.
Sunucu elindeki yazıyı okudu. ‘’Bugüne kadar tuttuğun en büyük sırrı söyle!’’ Ortalık bir anda sus pus oldu. Bu hiç kolay bir şey değildi. Çınar ‘’Ama bu başkasına ait bir şey. Onu burada paylaşabilir miyim ki?’’ diye sordu. Sunucu sabırsızlandığını belli ederek ‘’İşte bu yüzden bu oyun bu kadar zor.’’ diyerek öğrenci kalabalığını desteğe çağırdı. Bir alkış tufanı koptu. Çınar aklından geçenleri olur mu, olmaz mı diye döndürüp durdu. Ne yazık ki daha fazla düşünmeye fırsatı yoktu. Kalabalık arasından homurtular duyulmaya başlandı. Birşey söylemezse hem oyunu kaybedecek hem de bu haliyle okulda dalga konusu olacaktı. Gözlerini ön sırada duran arkadaşından kaçırarak ‘’Bulut’un kardeşi çok hasta.’’ diye haykırdı. Sınıf arkadaşları hüzünle ‘’Gerçekten mi?’’ diye sahneye seslendiler. Bulut o güne kadar yaşadıklarını sınıftan kimseye anlatmamıştı. Tabi Çınar hariç. Bu haberi söyler söylemez bakışlar ön sırada duran Bulut’un üstünde toplandı. Neye uğradığını şaşıran Bulut bir de etraftan ‘’Yazık!’’, ‘’Çok üzüldüm.’’ sözlerini duyunca daha fazla dayanamadı. Şenlik alanının çıkışına doğru yürümeye başladı. Sahneden onu gören Çınar ne yapacağını şaşırıp olduğu yerde kalakaldı.
Ertesi gün okula gittiğinde Bulut’un kalbini nasıl alacağını düşünüyordu. Yarışmayı kazanamamış hem de arkadaşını çok üzmüştü. Bunu nasıl toparlayacaktı? İlk teneffüs onun yanına gitti.
‘’Özür dilerim Bulut. Böyle bir şey soracaklarını düşünmemiştim. Aklıma başka bir şey gelmedi. Sırrını söylediğim için pişmanım.’’
‘’Fakat bu, söylemiş olduğun gerçeğini değiştirmiyor.’’
‘’Haklısın. Dikkatleri birden üstüne toplamak istemezdim.’’
Bulut ‘’Bunun bir önemi kalmadı. Ne de olsa artık arkadaş sayılmayız.’’ diyerek sırasına geçti. Çınar boğazının düğümlendiğini hissetti. Ağzını araladı fakat sesi çıkmıyordu. Koridorda tek başına kaldı. Aslında her zaman yaptığı gibi aklından ilk geçeni söyleyebilirdi. Fakat bunun iyi bir fikir olmadığını öğrenmişti. ‘’Arkadaşlığımı oyun malzemesi yapmamalıydım.’’ diye mırıldandı. Bu, arkadaşlığa dair aldığı en büyük derslerden biriydi.
