Asa ve Mina ellerini birbirlerine uzatarak tam ortada birleştirdiler. Gözlerini kapadılar. O an arkalarında duran ahşap masa, salonun köşelerine yerleştirilen renkli çiçekler, üzerine uzanmak için can attıkları yumuşacık yer yastıkları ve duvarları kaplayan göz kamaştırıcı resimler, hepsi karanlığa gömüldü. Tek hissettikleri avuçlarındaki sıcaklıktı. Ellerini indirmeden en uzun kim dayanacak oyunu oynuyorlardı.
Oda sessizliğe gömülmüşken cevabını henüz bilmediği onlarca soru Asa’nın zihnine üşüşmeye başladı. Mesela bu dünyada kimler yaşıyordu? Hiç tanımadığı ülkelerdeki insanlar da onu merak ediyor muydu? Sihirli bir lambası olsa ilk nereye gitmek isterdi? Peki oradaki çocuklarla hangi dilde konuşmak gerekirdi? Kendini tutamayarak ‘’Sence yabancılarla işaret diliyle anlaşabilir miyiz?’’ diye sordu.
‘’Bunlar aklına nereden geliyor? Yoksa mahalleden sıkıldın mı?’’
‘’Yoo, orayı seviyorum. Sadece merak ettim. Sen neyin hayalini kuruyorsun mesela?’’
‘’Hayal kurmamız mı gerekiyordu? Hiç söylemedin. Yoksa bu, oyunun bir kuralı mıydı?’’
Asa neşeli sesiyle ‘’Kural mı bilmem ama ben düşlere dalmadan duramam.’’ diye karşılık verdi.
Sessizliğe kaldıkları yerden devam etme kararı almışçasına bir anda sustular. Asa aslında bu yeteneğini annesine borçluydu. Her akşam birlikte yatağa uzanıp olmayacak fikirler üretirlerdi. Kimi zaman bir buluta atlayıp bambaşka bir ülkeye uçtuklarını kimi zamansa denizin derinlerine dalıp balıklarla oyunlar oynadıklarını düşlerlerdi.
Mina ise bunlardan çok uzaktaydı. Aradan dakikalar geçti. Bu sefer konuşan o oldu.
‘’Kollarımın acısına dayanamıyorum. Gittikçe ağırlaşıyorlar sanki. Sen bir ağrı hissetmiyor musun? Buna nasıl dayanıyorsun?’’
‘’Kuş olup uçtuğumu hayal ettim. Kollarımı çoktan unuttum.’’
Mina’nın aklına babasının ‘’Ödevlerini bugün bitirmen lazım.’’ sözü geldi. Hem daha odasını da toplamamıştı. Babası bir de ‘’Akşam misafirliğe gideceğiz. Birkaç saate evde ol mutlaka.’’ demişti. Geç kalmazdı değil mi? O an öğretmeninin sınıfta sorduğu soruyu hatırladı. Cevabını yarın mutlaka istiyorum demişti. Eve gidince ona da bakması lazımdı. Çözemezse babasından yardım isterdi. Zaten evde sadece babası ve o yaşıyordu. Başkasına sorma şansı yoktu. Bu yüzden ne zaman canı yansa ilk sözü hep ‘’Baba!’’ olurdu. Kollarını azıcık indirse ağrısı bir çırpıda silinecekti belki de. Kımıldamamanın bu kadar zor olacağını tahmin etmemişti. Tek gözünü araladı Asa’ya baktı. Odanın hafif karanlığına rağmen arkadaşının yüzündeki gülümseyi görebiliyordu. Sesindeki hayalkırıklığını gizleyemeyerek ‘’Odaklanamıyorum. Olmuyor işte!’’ diye mırıldandı.
‘’Yoksa gözlerini mi açtın?’’
‘’Azıcık araladım. Tamam, geri kapatıyorum. Söylesene hayal kurmanın nesi bu kadar eğlenceli? Bana da öğretsene? Yoksa zaman geçmek bilmiyor.’’
‘’Önce çok istediğin bir şeyi düşün.’’
‘’Keşke ödevlerimi çoktan bitirmiş olsaydım.’’
‘’Öyle değil. Olduğun yerden uzaklaşmayı dene. Hem bunlar gerçek olmak zorunda değil. Bu senin dünyan! Nasıl istersen öyle olacak, kural bu!’’
Mina hiç bu açıdan düşünmemişti. O zaman ödevlerini ve ondan beklenenleri bir süreliğine unutabilirdi değil mi? ‘’Her şeyi yapabilir miyim yani?’’ diye mırıldandı.
Asa ‘’Tabi ki! İşte şimdi doğru yoldasın. Her şeye baştan başlayabilirsin.’’ diye karşılık verdi.
Mina içinden ‘’Gerçek olmak zorunda değil. Bu benim dünyam.’’ diye geçirdi. Gözlerini sımsıkı kapadı. Burnuna dolan ferahlığı içine çekti. Bu çok tanıdık bir kokuydu. Yumuşacık ellerin saçlarında dolaştığını fark etti. Okula gitmeden her sabah onları uzun uzun tarar fakat sonunda özensizce at kuyruğu yapıp sokağa çıkardı. Saçına şekil vermek hiç kolay değildi. Bunu bir türlü beceremiyordu. O an bir sandalyeye oturduğunu hayal etti. Yumuşacık eller, saçlarında gezinmeye devam etti. Sonra o eller saçlarını ortadan ikiye ayırdı. Sağ ve sol omzundan aşağı salınmasına izin verdi. Bir tutamı alıp yavaş yavaş örmeye başladı. Mina saçlarına bu şekli en son ne zaman verdiğini hatırlamaya çalıştı. Cevabı çok iyi biliyordu aslında, onları kimin ördüğünü de. İçi heyecanla doldu. Sandalyesinde kımıldandı. Kadın kaldığı yerden örmeye devam etti. Mina arkasına döndü. Kadının ışıl ışıl gözleriyle karşılaştı. Onu en son hatırladığı gibi gözlerinin ta içine bakıyordu. Yanına yaklaşarak ‘’Anne ben hiç senin gibi yapamıyorum.’’ diyerek ona sarıldı. Mina artık ne oynadıkları oyunu ne de kollarının ağrısını düşünüyordu. Bir kez daha içinden ‘’Bu, annemle buluştuğum benim yeni dünyam.’’ diye geçirdi. Burada ne isterse o oluyordu, hiçbir şey gerçekteki haliyle olmak zorunda değildi.
