Okula giderken Halim amcayı gördüm. Her zaman yaptığı gibi erkenden dükkanını açıyordu. Saat henüz sekiz olmamıştı. Yanına yaklaşıp ‘’Günaydın!’’ diyerek selam verdim. Dükkana değişik şeyler gelmiş mi diye merak ediyordum. Burası mahallede en sevdiğim yerdi. Hemen vitrine göz gezdirdim. Halim amca ne düşündüğümü anlamış olacak ki ‘’Yeni oyuncaklar haftasonu gelecek. Mutlaka uğra.’’ dedi. Heyecanla ‘’Yepyeni oyuncaklar mı?’’ diye sordum. Gülümsedi çünkü Halim amcanın yeni dediği oyuncaklar en az elli yıllıktı. Farklı yıllara ait oyuncaklar bulup topluyordu. Dükkanı adeta müze gibiydi.
Cumartesi günü kahvaltım biter bitmez soluğu Halim amcanın yanında aldım. Kapıda elle oynatılan kuklalar asılıydı. Yüzleri rengarenkti. Hemen yanında üstü çiçeklerle süslü, kırmızı renkte, eski bir bisiklet duruyordu. Bu, Halim amcaya yıllar önce hediye edilmişti. Bir defasında ‘’Onun bir anısı var. O yüzden satılık değil.’’ diye anlatmıştı. Eski zamanlardan kalma raylı tren vitrinin en altında uzanıyordu. Üst rafta ise yatırıldığında gözleri kapanan bebekler, yanında da küçücük oyuncak evler sıralanmıştı.
İçeri girdim. Koridorun köşesinde üstünde fotoğraflar olan bir dolap gördüm. Böyle bir yerde bunun ne işi vardı şimdi? Dolabın etrafında dönmeye ve içinde ne olduğunu tahmin etmeye çalıştım. Yaklaşan ayak seslerini duyunca ‘’Halim amca bu oyuncak değil ki!’’ dedim sitemle. Gülümseyerek ‘’Sen öyle san!’’ diye cevap verdi. ‘’Öyleyse hiç eğlenceli değil.’’ diye karşılık verdim. ‘’Bu, bir sihirbazın yıllar öncesinde yaptığı gösterilerde kullandığı dolap. Biraz incele. Belki gizemini kendin bulursun.’’ sözünü tamamlar tamamlamaz telefonu çaldı. Hızlı adımlarla masasına ilerledi. ‘’Tamam, geliyorum.’’ diyerek telefonu kapattıktan sonra bana döndü.
‘’Evden çağırıyorlar. Dükkana on beş dakika bakarsın değil mi?’’diye sordu. Cevabımı beklemeden çıkıp gitti. Kısa süreliğine de olsa burada yalnız olmak büyük sorumluluktu. Sahi bu dolap da neyin nesiydi? İçine girenleri parçalara mı ayırıyordu acaba? Belki de tekrar açıldığında içindekiler kuşa dönüyordu. Bu işe hiç bulaşmadan sakince beklemesem mi? Hem ne olabilir ki? Geri dönüşü olmayan bir yola girecek değilim. Bu kadar korkacak ne var? En iyisi denemek.
Dolabın gıcırdayan kapısını yavaşça açtım. İçi tek parçadan oluşuyordu. Gizli bir bölmesi yoktu. Dikkat çeken tek bir yanı vardı. O da kapağında birbirinden farklı insanlara ait fotoğraflar olmasıydı. Mesela ilk sırada yaşlı bir kadın, kıvırcık saçlı küçük bir çocuk, gözlüklü bir adam ve saçları dökülmüş bir dedenin fotoğrafları vardı. Yavaşça dolabın içine adım attım. Kapısını kapatmadım. Boyum çok uzun olmadığından çok yer kalmıştı. İçerideydim ve hiçbir şeyin olduğu yoktu. Hepsi büyük bir kandırmacadan ibaretti işte. İyi ki merakımın peşinden gittim. Zaten bugüne kadar sihirbazın kaybettiği bir şeyin geri gelmediğini hiç duymadım.
O an dükkana biri girdi. Gelen Halim amcaydı. ‘’Kerem neredesin?’’ diye seslendi. Heyecanla yerimden çıkmaya çalışırken elim kaydı. Dolabın kapısı kapandı. Olduğum yer karardı. Gözlerimi açtım. Bambaşka bir yerdeydim. Şimdi de her yer parıl parıldı. Birden dolabın kapağında fotoğrafı olan kıvırcık saçlı çocuk çıktı ortaya. Bana el sallıyordu. ‘’Sihir alemine hoşgeldin!’’ diyerek beni yanına çağırdı. Anlaşılan oyuncakçı dükkanından çok uzaktaydım. Yine de Halim amcanın ‘’Kerem geldim. Neredesin?’’ diye tekrarladığını duyabiliyordum. Dolabı açtı. İçerisi aydınlandı. Her köşesine göz gezdirdi. Beni göremeyince geri kapattı. O an dolabın kapağında fotoğrafım belirdi. Girişe doğru yürürken ‘’Merak, tüm yeniliklerin başlangıcıdır.’’ diye mırıldandı. Sanırım Halim amca haklıydı, bu tam da dediği gibi sihirli bir dolaptı.
