O Mu? Bu Mu?

Lale, ailesinin ısrarı sonrası yaz kampına katılmaya karar verdi. Okuldan arkadaşları ile geldiği bu kamp, ormanın girişinde yer alıyordu. Çevrede onlardan başka kimse yoktu. İlk gün etkinlikler bittikten sonra Lale uzaklardan uluyan bir köpek duydu. İçinden ‘’Dur, gitme!’’ diyen sese rağmen oraya doğru yürümeye başladı. Güneş batalı çok olmuştu. Her adımda duyduğu hışırdayan yaprakların sesi kalp atışlarına eşlik ediyordu. Böyle yerler onu her zaman tedirgin etmeye yeterdi. Çok korksa da bir yandan ormanda neler olduğunu merak ediyordu. Etrafına bakındı. Kamptan uzaklaştığını fark etti. Köpek hala ulumaya devam ediyordu. Yürüyebildiği kadar ileri gitti. Fark etmeden nehrin kıyısına kadar geldi. Metrelerce uzaklıktaki karşı kıyıya nasıl geçebilirdi? Yüksek dalgaları görünce birden içi ürperdi. Lale yüksekten ve karanlıktan olduğu gibi sudan da korkardı. 

Sesini çıkarırsa ormandaki hayvanların birden ortaya çıkacağını ‘’Biz de seni bekliyorduk.’’ diyerek kahkaha atabileceklerini düşündü. Kim bilir belki de bir kartal onu yakasından yakalayıp kaçırırdı. Peki ya birden şiddetli bir yağmurla yönünü kaybederse? Keşke son izlediği filmin kahramanı gibi onun da birden çok hayatı olsaydı. O zaman hiçbir şeyden korkmazdı. Her durumda cesur davranabilirdi.

Lale’nin kalp atışları hayal dünyası ile yarış halindeydi. Dışarıda sadece uluyan köpeğin sesi vardı. Fakat asıl macera Lale’nin hayallerindeydi. Birden ağaçtan bir şeyin düştüğünü fark etti. Hızla kenara çekildi. Daha fazlasını kaldıramayacağını hissetti. Geriye doğru koşmaya başladı. Nefes nefese ilerlerken birden ayağı taşa takıldı. O an orman renkli ışıklarla aydınlandı. Gözlerini kapattı. 

Yeniden açtığında adeta bambaşka bir hayatta, bilmediği bir yerdeydi. Yatağın yanındaki masada bir defter duruyordu. İlk sayfasını açtı. Üzerinde adı yazıyordu. Böyle bir şeyi olduğunu hiç hatırlamıyordu. Birden odanın kapısı açıldı. İçeri bembeyaz tüylü, sevimli bir köpek süzüldü. Kocaman gözlerini Lale’ye dikmiş bakıyordu. ‘’Hadi oynayalım.’’ dercesine arkasına döndü. Hızla koşmaya başladı. Lale hiç düşünmeden peşine takıldı. İçindeki sesi dinledi. Hayret! İç sesi bir şey söylemiyordu. Sokağa çıkan köpeği takip etti. Ayaklarında sadece çorapları vardı. Oyun parkına kadar koştular. Köpek gördüğü ilk ağaca tırmandı. Lale ayaklarını adım adım dallara koyarak onun olduğu dala kadar yükseldi. Yaşadıkları şehri daha önce hiç bu kadar yüksekten görmemişti. ‘’İşte bu kadar kolay!’’ diye mırıldandı. İkisinin de keyfi gayet yerindeydi.

Yumuşak adımlarla dallara basarak aşağı inerken köpeğin göle doğru ilerlediğini gördü. Hava sıcaktı. Tam yüzme zamanıydı. Çoraplarını çıkarttı. Gölün mavi ile yeşil karışımı rengine doğru birlikte koşmaya başladılar. Lale bu korkusuz halini sevmişti. Köpeğin suya daldığını görünce yine hiç düşünmeden nefesini tuttu ve derine daldı. Gözlerini açtığında hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Ormanda, takılarak düştüğü taşın yanındaydı. Lale artık kendini daha güçlü ve korkusuz hissettiğini fark etti. Peki şimdi cesaret edemediği şeylerden hangisini denemekle işe başlamalıydı?

Photo by Matheus Bertelli on Pexels.com

Yorum bırakın