Labirent Kafe

Eda Labirent Kafe’nin tam önündeydi. İşlemeli, kocaman ana kapıdan geçti. Ayağını içeri uzattı. Yerler masmavi bir halıyla kaplanmıştı. Duvarda ise kocaman bir fotoğraf yer alıyordu. Hızla akan nehrin üzerinde botla ilerleyen ve heyecanı yüzlerinden okunan insanlar vardı. Eda bir süre gözlerini onlardan alamadı. Burayı nereden duyduğunu bir türlü hatırlayamasa da çok merak ediyordu. İçeri geçecekti fakat yolu bulup bir türlü mekana giremiyordu. Ana kapıdan sonra bir odaya varmıştı, hepsi bu kadardı.

Hızlanan kalp atışlarının sesini duyarak odayı dolaşmaya başladı. Camın önüne dizilmiş bitkiler, köşede duran koltuk, renkli ışıklarıyla odayı aydınlatan lamba ve duvarın hemen dibinde büyük bir dolap vardı. Hepsi buydu. Dakikalar geçmesine rağmen yolunu bulamayan Eda ‘’Burada kapı mapı yok!’’ diye söylendi. Yüzeyi camla kaplanmış, ahşap dolabın kapağına dokunduğu anda onun bir kapı olduğunu fark etti. Çok geçmeden dengesini kaybederek içeri yuvarlandı. 

Ne olduğunu anlayamadan kendisini bir ormanın içinde buldu. Burası bir kafe değildi. Yamaç eğimliydi, ayaklarını durdurmak istese de bu artık mümkün değildi. Eda koşar adım ilerlemeye başladı. “Burası gerçek olamayacak kadar renkli!” diye haykırdı. Orada biri daha vardı. “Buraya herkes kendi rengiyle gelir!” diye cevap verdi. Eda kafasını kaldırdı. Heyecanını gizleyemeyerek “Peki benim rengim hangisi?” diye sordu. 

Kadının “Bunu en iyi sen bilirsin.” cevabı hiç hoşuna gitmedi.

“Burada istediğimi yapabilir miyim? En azından onu söyleyin.”

“Belki evet belki hayır. Bunu ancak deneyerek öğrenebilirsin.”

Eda içinden “Öyle olsun!” diye geçirdi. En yakın arkadaşı Batu’yu hayal etti. Şu an tam da onun desteğine ihtiyacı vardı. Batu, ilginç gördüğü her şeyi denemek için hiç düşünmeden adım atardı. Gözlerini kırpıştırdı. Hayal dünyasının kapılarını araladığını anlamıştı. Bu, onun için hiç zor değildi. İşte arkadaşı karşısındaydı. 

Batu ile el ele tutuştu ve yamacın sonunda gördüğü nehre doğru koşmaya başladı. Hala kafenin girişindeki fotoğrafın etkisindeydi. Usulca süzülen suyun üzerinde onları taşıyacak bir bot düşledi. Aklına geçen yaz ailesinden rafting yapmak için izin istediği geldi. Fakat “Büyüyünce yaparsın.” demişlerdi. Bu cevap da Eda’nın hiç hoşuna gitmemişti. Neyse ki hayal etmek Eda’nın en büyük gücüydü. Batu’ya döndü “Raftinge var mısın?” diye sordu. “Şaka mı yapıyorsun? Tabi ki varım!” derken Batu’nun gözleri heyecandan kocaman olmuştu. Kürekleri ellerine alıp aynı ritimle ileri doğru sürmeye başladılar. Suların üstünde süzülmek yumuşacık bir histi. Önlerinde uzanan nehir adeta onları istedikleri maceraya davet ediyordu. 

Neşeyle cıvıldayan sesiyle “Sence de dünyanın en maceracı ikilisi değil miyiz?” diye sordu. Batu tüm gücüyle küreklere asılırken “Evet, evet, evet!” diye haykırdı. Eda içinden “İyi ki arkadaşız!” diye geçirdi. Suyun akışı hızlanmış, Eda botun her an dengesini kaybedeceğini düşünerek korkmaya başlamıştı. O an Batu “Sola kır! Kıyıya yakın sürelim.” diye bağırdı. Dalgalar her yükseldiğinde Eda’nın kalbi güm güm atıyordu. Bu, o güne kadar yaşadığı en unutulmaz anlardan biri olabilirdi. Çok geçmemişti ki kuvvetli bir dalganın geldiğini fark ettiler. Tüm enerjilerini kollarına vererek hızla kürek çekmeye devam ettiler. Dalga o kadar sertti ki botları havaya kalktı. Eda korkudan ne yapacağını şaşırdı. O an gözlerini kapatmaktan başka bir çare aklına gelmedi. 

Saniyeler sonra gözlerini açtığında kendini yerde buldu. Etrafına bakındı, burası kapısını arayıp da bulamadığı Labirent Kafe’nin girişi olmalıydı. Arkadaşı Batu gözlerini ayırmadan ona bakıyordu. Kendine geldiğini fark eder etmez yanına yaklaşıp “İyi misin? Bir yerin acıdı mı?” diye sordu. Eda hayretle ‘’Sen de mi benimle geldin?’’ diye karşılık verdi. Batu ‘’Bensiz bir yere gidebileceğini düşünmüyorsun değil mi?’’ diyerek gülümsedi. Eda o an keşiflerle dolu anları yine hayallerinde yaşadığını fark etti. Sakinliğini korumaya çalışarak “Biz çok renkli bir ikiliyiz değil mi? Ben zaten cevabı buldum. Benim rengim kırmızı. Seninki ise turuncu olmalı.” diye mırıldandı. Batu, Eda’nın tam olarak neyden bahsettiğini anlamasa da bildiği başka bir şey vardı. Büyük bir sır verircesine fısıldadı. “Bir sonraki hayal sırası bende. Bu macera burada kalmamalı.”

Photo by Charles Parker on Pexels.com

Yorum bırakın