Canım çok sıkkın. Bugün annem işten yine uyku saatime yakın döndü. Odamın kapısını açtı. ‘’İyi geceler Sinem!’’ dedi ve odasına çekildi. Hepsi bu. Belki bana sorular sorar diye bekledim. Mesela ‘’Günün nasıl geçti? ’’ dese ne güzel olurdu. Ben de ‘’Anne kimse benimle ilgilenmiyor. Ben galiba görünmezim.’’ diye karşılık verirdim. Acaba annem merak edip de yeni bir sorar mıydı? Yüzüme dikkatlice bakıp ‘’Yanağına ne oldu senin. Şiş mi o?’’ der miydi? Üstüne bir de telaşlanıp ‘’Dur bir bakayım. Krem sürelim şişini alsın.’’ diyerek banyodaki ecza dolabına koşardı mıydı?
Babam da evde yok. Yine Avrupa’ya mal götürdü. Bu hafta beni arar mı bilmiyorum. Beni bu kadar yalnız bırakacaklarsa en azından bir kardeşim olsaydı. Annem bebekleri ne kadar sevdiğimin farkında ama kardeşten bahsedince ikinci bir çocuk istemediğini söylüyor. Babam da ‘’Bu işler çok masraflı, biz sana bakalım yeter.’’ diyerek konuyu kapatıyor.
Yapacak bir şey yok. En iyisi onlardan bir şey beklememek. O akşam karanlık koridordan geçerek sessizce odama ilerledim. Her defasında gıcırdayan çekmecem elimi attığım an yine bana seslenmeyi ihmal etmedi. Herkesten sakladığım, kalın kırmızı kaplı defterimi çıkarttım. Kaldığım yerden devam etmek için en sevdiğim yeşil kalemi elime aldım. O an yatağım adeta bir lunaparka, masam da atlı karıncaya dönüştü. Üstüne atladığımı hayal ederek yazmaya başladım.
‘’Sevgili günlük,
Büyükleri anlamıyorum. Sanırım onlar da beni anlamıyor. Lunaparkta bana ihtiyaç var mı? Bilmediğim bir şey olsa bile çok çabuk öğrenirim. Gelip orada çalışabilirim. Tamam çok hızlı sayılmam ama eninde sonunda istediğini yaparım. Kasada bilet kesebilirim. Matematiğim iyi sayılır. Toplama yapabilirim. Para üstünü yanlış vermem, bana güvenebilirsin.
İstersen dönme dolap sırasında da görev alabilirim. Orada da biletleri kontrol ederim. Bugüne kadar okulla sadece bir kere lunaparka gitmeme rağmen oradaki tüm görevlerin üstesinden rahatlıkla gelebilirim. Zaten gerçek hayat hiç eğlenceli değil. Beraber çok iyi vakit geçireceğimize eminim. Kimse fark etmese de aslında ben çok neşeliyimdir. Hiç surat asmam, kimsenin moralini bozmam. Yanımdakilerin canı sıkılmasın diye onları eğlendirebilirim çünkü bunun nasıl bir duygu olduğunu iyi bilirim. Kendini hiç yalnız hissetmezsin. Ben hep senin yanında olurum. Lunaparkta herkes çok mutlu değil mi? Orada anne ve babalar çocuklarını çok seviyor olmalılar. Zaten evden bugün ayrılsam kimse yokluğumu fark etmez. Ne olur teklifimi bir düşün, hiç pişman olmazsın.’’
Gözlerim kapanmak üzereydi. Lunaparkın ışıkları hala yanıyordu. Atlı karınca dönüyor, salıncaklar tur atmaya devam ediyordu. Orada çalan müziğin sesini dahi duyuyordum. Birden balerinanın köşesinden birinin bana doğru geldiğini fark ettim. Üzerinde rengarenk kıyafetler başında hasır bir şapka vardı. Masmavi gözleriyle karşımda durdu ve elini uzattı. Bu bir mektuptu. Çabucak açtım. Heyecanla okuduğum notta şunlar yazıyordu.
“Sevgili Sinem,
Lunaparkta tam da senin gibi birine ihtiyacımız var. Haklısın, buradaki eğlencenin yerini hiçbir şey tutmaz. Eğer anne ve babanı özlersen istediğin an evine geri dönebilirsin. Yine de kararın kesinse lunaparkın kapısı sabahın ilk ışıklarıyla birlikte senin için açılacak. Tüm neşeni de al gel!”
İşte beklediğim yanıt buydu. Hızla yerimden kalktım. Yatağın yanındaki çantama uzanıp içine kahverengi oyuncak ayımı, renkli boya kalemlerimi, resim defterimi ve su mataramı bir bir doldurmaya başladım. Yarın sabah benim için yepyeni bir gün olacaktı.
