Eyvah, Begonviller Soluyor!

‘’Eyvah geliyor!’’ diye korkuyla titredi aramızdaki en yaşlı begonvil. Bahar geldiğinde başlamıştı hayatımız. İçimizi ısıtan güneş, tenimize değen rüzgar sayesinde büyüyorduk. Kimimiz pembe kimimiz mor renge bürünüyordu. Olduğumuz bahçeyi boydan boya kaplamayı çok seviyorduk. Parlayan renklerimiz birlikte çok daha güzel görünüyordu. El ele tutuşan çocuklar gibi bizim de çiçeklerimiz kenetlendiğimizde yayılıyordu etrafa. 

Kuşların şarkılarla şenlendirdiği sıcak günler geçince canlı renklerimizden eser kalmazdı. İşte bu, sonbaharın korku dolu günlerinin başladığının işaretiydi. Solduğumuzu gören Metin amca eline makası alıp karşımıza dikilmişti yine. ‘’Hadi canlanın! Sakın renginizi kaybettiğinizi belli etmeyin.’’ diye seslendi içimizdeki en cesur begonvil. ‘’Yoksa kesecek bizi.’’ diye karşılık geldi en arkadan. Yaklaşan adımları duyabiliyorduk. Saçlarına aklar düşmüş Metin amca karşımıza geçip uzun uzun izledi bizi. Aramızdan hangi talihliyi seçeceğini düşünüyor olmalıydı. Bulunduğumuz bahçe tertemizdi. Yılların yorgunluğuna yenik düşen yapraklar her gün titizlikle toplanırdı. Ağaçlar böceklenmesin diye sürekli temizlenir, toprak belli aralıklarla eşelenip havalandırılırdı. Bahçeye adımını atan herkes mis gibi çiçek kokularıyla büyülenirdi. 

Günlük bahçe temizliğinin ardından Metin amca eşine dönüp ‘’Nasıl ama aradaki farkı görebiliyor musun?’’ diye sorardı her gün. Eşi de uzun uzun tüm ağaçları inceleyip acaba bugünkü değişiklik ne diye düşünürdü. Kimi zaman çimlerin boyları kısalır kimi zaman da ağaçlar ya da çiçekler budanırdı. Kadın kocasını hayalkırıklığına uğratmamak için ‘’Pırıl pırıl görünüyor. Eline sağlık!’’ derdi. Aradaki farkı bahçesine gözü gibi baktığı için sadece kendisi anlayabilirdi. 

Pembeliğini kaybedip kahverengiye dönen bir begonvili eline aldı önce. Artık geri dönüş yoktu. ‘’Gitme ne olur!’’ diye hüzünlü seslerimiz yankılandı bahçede. İncecik dalından ayrılan begonvil boynu bükük bir halde kaldırıma düştü. Ardından diğer arkadaşlarımız da ona katıldı. Tüm duvara yayılan çiçeklerimiz Metin amcanın ‘’İşte şimdi tertemiz oldu her yer.’’ diyen sesiyle derin bir nefes aldı. Arkadaşlarımızın yarısı yerde yatıyordu. Duvar, üstüne yayılan çiçekler renklerini kaybetmişti artık. Küçücük bir köşeden dünyaya bakarken rengini koruyabilen arkadaşlarımla ‘’Ucuz atlattık.’’ diyen gözlerle birbirimize bakıyorduk.

Çiçeklerimiz artık sokağa taşmıyordu. Rengi solmaya henüz yeni başlamış olan onlarca arkadaşımız aramızdan ayrılmıştı. Sahi biz öyle de güzel değil miydik? Kesilmemiz için tamamen solmamız beklenemez miydi? Birden üstümüze akan suyla kendimize geldik. Şimdi de bahçeyi suluyordu. Üstümüze yayılan suyla hayat bulduk. Her gün düzenli olarak bahçeyi temizleyip bizlere hayat veren Metin amca hakkında aklım hala karışık. Keşke birbirimizi sevdiğimiz gibi Metin amca da kuruyan çiçeklerimizle bizi sevse. O zaman bu bahçede kendimizi daha huzurlu ve güvende hissedebilirdik. 

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Sedef adlı kullanıcının avatarı Sedef dedi ki:

    Çok güzel 🌸

    Beğen

    1. oykuhazinem adlı kullanıcının avatarı oykuhazinem dedi ki:

      Teşekkür ederim:)

      Liked by 1 kişi

Sedef için bir cevap yazın Cevabı iptal et