Hokus Pokus

Gökhan okul servisinden indi. Çok geçmeden arkadaşının ‘’Hadi başlıyoruz. Geç kalma.’’ dediğini duydu. Futbol en sevdiği spordu. ‘’Geliyorum. Sakın bensiz başlamayın.’’ diye cevap verdi. Hızla yanlarına koştu. Gökhan bulduğu her fırsatta maç yapmak için can atardı. Bacaklarındaki yaralar hep bundandı. Mesela dizindeki iz, beş yaşından kalmaydı. Doğum gününde top peşinde koştururken olmuştu. Fark etmeden düşmüş ve ilk yarasını o zaman almıştı. Okula başladığı ilk gün, mahallede ilk halı saha maçına katıldığı gün ve dokuzuncu yaşının şerefine gittiği yaz okulunda oluşan yara hala duruyordu. 

Gökhan başarılı olmayı çok istiyordu. Maçlardaki hırsı bu yüzdendi. Karşı takımda ise Ali onun gibiydi. Her maçta topu kendi sahalarında tutmak isterlerdi. Bu yüzden sürekli karşı karşıya gelirlerdi. O günkü maçta top ikisinin tam ortasına atıldı. Hem Ali hem de Gökhan göğüs atışıyla topu kendine çekmek için hızla öne doğru çıkış yaptı. Öyle sert çarpıştılar ki her biri bir yana savruldu. 

Gökhan kendine geldiğinde etrafına göz gezdirdi. Burası tanıdığı yerlere benzemiyordu. Nereye gelmişti böyle? Bir an boyunun uzunluğu dikkatini çekti. On yaşındaki halinden eser yoktu. Elini yüzüne götürdüğü an şaşkınlıktan dili tutuldu. Sakalları vardı. Biraz önce futbol oynuyordu, ne zaman bu kadar büyümüştü? Elleri ve ayakları kocamandı. Daha da önemlisi Gökhan’ın ten rengi değişmişti. Her yeri simsiyahtı. Telaşla ‘’Neler oluyor? Rengim nasıl değişti?’’ diye düşünmeye başladı. Acaba hangi ülkedeydi? En iyisi insanlara sormaktı. Peki hangi dili konuşuyorlardı? Gökhan yabancı dil bilmiyordu.

Ne yapacağını düşünürken bir panoda ‘’Tanzanya’nın Kenya milli takımı ile bu akşam yapacağı maçı kaçırmayın.’’ yazısını gördü. Neler olduğunu anlamaya çalışırken birinin ona seslendiğini duydu. ‘’Hadi seni bekliyoruz.’’ diyordu. Korktuğunun aksine konuşmaları anladığını fark etti. Sese doğru yürüdüğünde ise yine bir sahadaydı. Aklındaki sorularla gruba katıldı. Daha önce böyle bir ortamda hiç bulunmamıştı. Yine de kendini oyuna kaptırmaya hazırdı. Hava bunaltıcı derecede sıcak olmasaydı belki daha hızlı uyum sağlayabilirdi. Rüzgar her nefes alışında daha da terlediğini hissettirdi. Oynamaya başlamadan önce yaptıkları totemi hatırladı. Omuzlarını birbirlerine tokuşturmadan oyuna başlamazladı. Burada da ellerini yumruk yaparak birbiriyle selamlaştıklarını gördü. 

Ali de benzer şeyler yaşıyordu. Yalnız bir farkla. Dünyanın başka bir yerinde gözlerini açmıştı. Kendine geldiğinde onlarca insanla sahanın ortasında dans ediyordu. Üzerinde futbol şortu, ayaklarında kramponlar varken timsah yürüyüşü yapmaya gelmişti sıra. Panoda ‘’Norveç Amatör Ligi’’ yazıyordu. Kahverengi, kıvırcık saçları birden sapsarı olmuştu. Kar yağıyordu, üşümelerine rağmen danslarına devam ettiler.  Ali yaşadıklarının rüya olduğunu düşündü. Ortama hemen uyum sağladı. ‘’Yetişkin olmanın çok da eğlenceli bir yanı yok sanki.’’ dedi içinden. Zaten okulla başı yeteri kadar dertteydi, bir de büyümenin sorumluluğunu almaya henüz hazır olmadığını fark etti.

Ali bunları düşünürken birden başında bir ağrı hissetti. Gözlerini açtığında arkadaşları ‘’Çok korktuk. İyi misin? Bir yerine birşey oldu mu?’’ diye peş peşe sormaya başladı. Kalkmaya çalıştığında Gökhan’ı gördü. Şaşkın bakışlarla ‘’Neler oldu bir bilsen!’’ diye seslendi ona. 

‘’Asıl benim yaşadıklarımı bir duysan dudağın uçuklar.’’
Ali heyecanla ‘’Bayıldığımda yirmi yaşında bir Norveçliydim. Farklı bir ülkede bambaşka bir Ali’ydim.’’ dedi.
 ‘’Ben de Tanzanya’da bir siyahiydim. Her şey o kadar yabancıydı ki. Çok telaşlandım.’’
‘’Ne yapıyordun peki?’’
‘’Orada da futbol oynuyordum.’’

Ali sesine gizemli bir ton vermeye çalışarak ‘’İnanmayacaksın ama ben de sahadaydım.’’ diye karşılık verdi. Gökhan’ın kafası daha da karıştı. ‘’Bu bir rastlantı mıydı sence?’’ diye sordu sessizce. Kim bilir belki de bu, nereye giderlerse gitsinler içlerindeki futbol sevgisinin hiç bitmeyeceğinin bir işaretiydi.

Photo by Dominika Roseclay on Pexels.com

Yorum bırakın