Gülümse, Çekiyorum!

Martı Leyli günlerdir İtalya üzerinde uçuyordu. Geride kalan yaz, yerini esen rüzgarlara bırakmıştı. Leyli’nin amacı sıcak bir yer bulmaktı. Boyu çok uzun sayılmazdı. Bembeyaz tüyleri ve turuncu bir gagası vardı. Çoğu martı gibi su kenarlarını çok severdi, tabi bir de masmavi gökyüzünü. Ormanın içinde şırıl şırıl akan şelaleyi görür görmez iniş yapmak için harekete geçti. Şelalenin aşağı döküldüğü noktaya gelmeden ayaklarını yere bastı. Su neredeyse onu sürükleyip uçuruma yuvarlayacaktı. Küçük kız telaşla “Anne ya kuşa bir şey olursa? Niye orada duruyor?” diye bağırdı. Annesi gülümseyerek “Merak etme kızım. Nasılsa uçabiliyor.” diye cevap verdi. Haklıydı, uçabildiği için çok mutluydu. Hayal ettiği her yer kanatlarının altındaydı. Her yıl sonbaharda yola çıkar sıcak bir ülke bulmaya çalışırdı. Bu sayede nerelere gitti ve kimlerle tanıştı bir bilseniz. 

Onun korkmadan uçurumun kenarında durduğunu gören bir çocuk “Gülümse, çekiyorum!” diye seslendi. Leyli “Serinleme zamanı.” diyerek kendini şelalenin sularına bıraktı. Yaşlı bir amca da kaşla göz arasında bu pozunu yakaladı. Arkalarından “Aaa, gördünüz mü? Keşke fotoğrafını çekebilseydim.” dendiğini duydu. 

Griden beyaza dönen incecik kanatları suyla buluştuğunda geride kalanlara bir çığlık bıraktı. Bu sefer de “Ne oldu? Yoksa martı uçurumdan mı yuvarlandı?” diye konuşuyorlardı. Hızla akan su, tutunmasına gerek olmadan onu alıp götürdü. Derinleşen yerlerde tüm bedeni suyla kaplandı. Öyle kuvvetle ilerliyordu ki kafası suyun üstüne çıktığı an nefes almayı ihmal etmedi. Durgun noktaya gelip ayağa kalktığında sular şıpır şıpır üzerinden damlıyordu.

Kendi kendine “Asıl zorlu görev yeni başlıyor.” diye mırıldandı. Roma’daki Aşk Çeşmesi’nde Martı Mimi ile buluşup yönlerini Akdeniz’in mavi sularına çevireceklerdi. Burası yılın her günü turistlerle dopdoluydu. 

Ufukta çeşmeyi görür görmez konabileceği bir nokta bulmaya çalıştı. Çeşmenin hemen arkasında sıra sıra dizilen heykellerden birini seçti. Yumuşak bir iniş yaptı. “Burası ne kadar kalabalık. Mimi’yi nasıl bulacağım ben şimdi?” diye düşündü. İnsanlar etraflarını saran süslü binaların, heykellerle çevrili meydanların ve göz kamaştırıcı çeşmelerin fotoğrafını çekmek için durmadan ilerliyordu. Leyli “Aaa Mimi, seni gördüm! Çeşmedeki heykelin kolundayım.” diyerek bir martı çığlığı attı. Mimi’den cevap gelmedi. Kanatlarını açarak onu fark etmesi için uğraştı. Yeni bir çığlık zamanıydı. Bu sefer başardı. Mimi onu görmüştü, yanına geliyordu. O an başına bir şey çarptı. 

 “Ah kafam! Bana ne attınız?”

Mimi “Dilek dilemek için çeşmeye atılan paralardan biri sana gelmiş olmalı.” diyerek tahminde bulundu.

Leyli kanatlarıyla incinen başını okşamaya çalışırken “Buraya para atınca istekler hemen oluyor mu? Aslında benim daha iyi bir fikrim var.” diyerek Mimi’ye gülümsedi.

“Yoksa aklımdan geçen şey mi?”

“Evet, tam üstüne kondun. Hayal etmek gibisi var mı? Hem onun için para olmazsa da olur.” Meydan Leyli’nin kahkahası ile inlerken gökyüzüne doğru çoktan yol almışlardı. Bulutların arasından geçmeyi çok seviyorlardı. Gözün alabildiği her yer bembeyazdı. Yeniden gökyüzünün maviliğine kavuştuklarında Mimi kanadıyla işaret ederek “Sence bu yol nereye çıkacak? Belki tarihi surlara, çiçekli bahçelere, çocuklarla çevrili parklara varırız.” diye seslendi. 

“Belli mi olur? Balıklarla dolu bir denize de açılabiliriz. Ya da balonla gökyüzünde uçanlarla karşılaşır sohbet ederiz. Ne de olsa bu benim hayal dünyam!”

Mimi “Bunları düşlemek bile kanatlarımı gıdıklıyor.’’diye karşılık verdi. Gökyüzünde süzülmeye devam etti. Başını kaldırdı, rüzgarla oyun oynarcasına gagasını oynattı. Bu sevimli halini gören Leyli fırsatı kaçırmadı. Kanatlarını hızla çırparak Mimi’ye yaklaştı. Bu pozu yakalamalıydı. Gözlerini insanlar gibi kısarak neşeyle seslendi. 

“Bir, iki, üç. Gülümse, çekiyorum!” 

Photo by Anastasiya Lobanovskaya on Pexels.com

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. Hayal etmek gibisi var mı?

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın