Erdi’ye defalarca “Benimle dalga geçme. Hoşuma gitmiyor.” dedim. Ama o her defasında “Tarz değilsin.” diyerek karşıma geçip benimle dalga geçti. Bu hiç komik değil. O gün yine aynısı oldu. Her zamanki gibi o tuhaf sözü söyledi, sonra kendi çarpık dişlerine bakmadan kahkahalarla gülmeye başladı. “Sen kendine bak!” diyerek oyun odasından çıktım.
Kapıyı açtım ve bir anda kendimi karanlık bir yerde buldum. Burası hafta sonları geldiğim kurstu. Okula ait bu kursun sınıfları bir koridora bakıyordu. Yani şu anda içinde olduğum alana. Işığın yerini biliyordum ama bir türlü açamadım. Gözlerim gittikçe karanlığa alıştı. Yavaş yavaş yürümeye başladım. Koridorun sonundan gelen ışık hüzmeleri dikkatimi çekti. Duvara tutunarak o alana vardım. Çok ilginç bir yerdi doğrusu. Burası kursa hiç benzemiyordu.
Karşımda üç çocuk duruyordu. Hepsi benim yaşlarımdaydı. Aralarında küçük kapılar vardı. Her birinin yanında ayaklı büyük lambalar duruyordu. İçerisi ışıl ışıldı. Benim burada ne işim var diye düşünüyordum. O an büyük harflerle yerde yazan yazıyı gördüm.
“Sadece doğruyu söyle!”
Sıranın en başındaki kıza “Bu da ne demek oluyor?” diye sordum. Gözlüklerini düzelterek “Buradan çıkabilmek için aklından ne geçiyorsa onu söylemelisin. Tek kural var, herkesle sohbet etmeli ve yalan söylememelisin. Bunu unutma!” dedi. Gözlerimi açarak “Yoksa kilitli mi kaldım? Bu bir oyun mu?” diye sordum. “Hemen başlasan iyi edersin.” demesi üzerine oyuna katılmaya karar verdim.
Aklıma ilk geleni pat diye söyleyiverdim. “Boşuna ciddi görünmeye çalışma. Bu gözlüklerle bunu başarman biraz zor.” Kız elleri ile oynamaya başladı. Üzülmüş gibiydi. O esnada yandaki lambanın ışığı titredi. Artık çok daha az yanıyordu. Diğer lambalarda henüz bir değişiklik yoktu. Kısa bir sessizliğin ardından “O kadar kötü mü görünüyorum? Niye böyle söylüyorsun, sana bir şey mi yaptım?” diye sordu. Nedense gözleri dolu dolu oldu.
“Benim de gözlüğüm var görmüyor musun?” Masmavi çerçeveli gözlüğümü ona doğru salladım. Kız saçlarını geriye attı. O anda fark ettim; saçları ipek gibi parlıyordu ve omuzlarına kadar uzanıyordu. İçimden “Böyle güzel saçlara sahip olduğun için çok şanslısın.” demek geldi. Kız bunu duyar duymaz kafasını kaldırdı. Neşeyle gülümsedi. Ben de ona gülümseyerek karşılık verdim. Salon aydınladı mı yoksa bana mı öyle geldi? Bu ışık niye sürekli değişip duruyor ki şimdi? Acaba söylediklerimle bir ilgisi olabilir mi? Aklımdaki sorular birbirleri ile yarışırken ikinci çocuğa giden ara kapı yavaşça açıldı.
Neyle karşılaşacağımı merak ederek ikinci çocuğun olduğu bölüme ilerledim. Bu sefer daha dikkatli olmam gerekiyordu. Lambanın sırrını çözmeliydim. Eğer salon karanlıkta kalırsa buradan çıkmam asla mümkün olmayacaktı. Çocuğu hızla inceleyerek “Solgun tenine beyaz kazak hiç yakışmış mı? Aynaya bakmadan mı geldin?” dedim. Düşünceli gözlerle kafasını diğer tarafa çevirdi. Çok geçmeden öne doğru bir adım atarak cevap verdi. “Bana baktığında ilk gördüğün şey bu mu?” Çocuk cümlesini bitirmeden bu sefer de ikinci lambanın ışığı sönmeye başladı. Olanların söylediklerimle bir ilgisi olmalıydı.
Zaman kazanmak için etrafa bakındım. Aaa, gözleri yemyeşilmiş. Nedense biraz önce dikkatimi hiç çekmemişti. Yanına yaklaştım. “Gözlerinin rengi ne değişik! Çok güzel görünüyorlar.” dedim. Benim böyle gözlerim olsa gözlerimi kocaman açarak bakardım her şeye. Çocuk, “Şimdi oldu!” dercesine kafasını salladı. “Bu yorumunu daha çok sevdim.” diye fısıldadı. Mutlu görünüyordu. O an gözüm lambaya kaydı, tam da tahmin ettiğim gibi eski haline dönmüştü. Kısa bir süre sonra kapı açıldı ve sıra üçüncü bölmeye geldi. Bu sefer ne yapacağımı çok daha iyi biliyordum.
Son çocukla sohbet etmek için ilerledim. Kollarını sert bir şekilde kavuşturmuş karşımda duruyordu. Spor yaptığı çok belliydi. “Kasların çok kuvvetli görünüyor, ileride belki sporcu olursun.” dedim. Aslında ben de biraz spor yapsam hiç fena olmazdı. Çocuk gülümseyerek “Doğru tahmin! İleride spor okulunda okumak istiyorum.” diye karşılık verdi. Lambada bu sefer bir değişiklik olacak mıydı? Gözümü ondan ayırmadan bakmaya başladım. Hayır, ışıkta bir azalma yoktu. Oyunun sırrı bu olmalıydı.
Son aşamayı da geçince karşıda duran kapıyı fark ettim. Burada ilk bakışta göremediğim ne çok şey varmış meğer. Çıkışa doğru ilerlerken arkamı döndüm. Yeni tanıştığım bu üç çocuğa el salladım. Birlikte kısa bir süre geçirmiştik. Ama onları unutmayacaktım. Kapıdan çıkmak üzereydim. Bir an gözüm yerde yazan cümleye takıldı. Sessizce mırıldandım:
“Sadece doğruyu söyle! Kırmadan dökmeden…