Parmak Çocuk

Salıncakta sallanırken elimdeki çikolatalı kekten bir ısırık aldım. Ayakkabım sıkmaya mı başladı ne? Neden şimdi böyle oldu ki? Üstelik bunu uzun zamandır giyiyordum. Yani birbirimize gayet alışığız. O an kekin içindeki akışkan vanilya kreması ile göz göze geldim. Kendimi tutmam imkânsızdı.

Okulda arkadaşlarım sürekli benimle dalga geçerdi. Ama ders notlarımı isteyecekleri zaman ellerinde mutlaka bir kek olurdu. Onlara kızsam da keke hayır demem mümkün değildi. Onlar da bunu çok iyi biliyorlardı. Üstelik her türlüsüne bayılıyordum. Özellikle ısırdıkça ağızda dağılanlar yok mu… Kremayı içime çekerek kocaman bir ısırık daha aldım. O an parmaklarım gözüme daha uzun görünmeye başladı. Yalan söyledikçe burnu uzayan Pinokyo gibi yoksa ben de yedikçe büyüyor muydum? Bunu anlamanın en iyi yolu elbette daha çok yemekti.

Ağzıma bir parça daha attım, sonra bir tane daha. Her defasında kollarım, bacaklarım en sonunda da kafam kocaman oldu. Üzerimdeki tişört küçücük kaldı. Göbeğim fazlasıyla açıktaydı. Ayaklarım ise kolaylıkla yere değiyordu. Artık oturmuyor adeta ayakta duruyordum. O kadar büyüdüm ki kafam salıncağın en üst noktasına dayandı. Altımdaki salıncak neredeyse görünmez olmuştu. Buradan kalkmam çok zor olacaktı. Etraftaki kuşlar çoktan havalanmıştı. Buradan park gözüme çok küçük görünüyordu. Sanki devler ülkesine ışınlanmıştım ve etrafta sadece bir dev vardı. O da bendim.    

Parkta oynayan diğer çocuklarda da, gözlerini kocaman açıp beni izlemeleri dışında hiçbir değişiklik yoktu. Kafalarını kaldırmış hayretle bana bakıyorlardı. O an duyduğum haykırış ile kendime geldim.  ‘’Gökçeeee! Bu… bu gerçekten sen misin? Ne oldu sana böyle?’’ Hızla yanıma gelen sınıf arkadaşım Baran’dı. Buraya çok yakın oturuyordu. 

İtiraf edeyim Baran’ın titreyen sesi hoşuma gitti. Çünkü bana ‘’Parmak çocuk Gökçe’’ derken hiç böyle değildi. Bugüne kadar bana neler dedi neler… Dün okul koridorunda söylediklerini çok net hatırlıyordum. ‘’Ah neredeyse üstüne basacaktım.  Sen niye bu kadar küçüksün? Görünmüyorsun bile.’’ dedikten sonra kahkaha atmaya başladı. 

Söylediklerine her gün bir yenisini ekliyordu. O an ‘’Göz doktoruna git istersen. Belki de sorun sendedir.’’ diye seslendim ama Baran çoktan yanımdan uzaklaşmıştı. Koridorun sonundayken arkasını dönüp ‘’Boyun gibi sesin de yok. Yazık sana!’’ dediğini duydum. O an içimden ‘’Bir gün kocaman olacağım. O zaman göreceksin.’’ diye geçirdim. Dileğimin bu kadar çabuk gerçekleşeceğini bilseydim kesinlikle başka şeyler de isterdim. 

Daldığım hayallerden Baran’ın yakarışlarıyla uyandım. ‘’Gökçe upuzun oldun. Yanında cüce gibi kaldık. Senin bir ortan yok mu? Hadi, çabuk doktora git. Sana bir çözüm bulsunlar.’’ Bu çocuk, ne olursa olsun beni rahatsız etmeyi bir şekilde başarıyordu. Konuşup duruyordu ama dizleri tak tak birbirine vuruyor, kolları da nereye gideceğini şaşırmış gibi sallanıyordu. 

Sıkıştığım salıncaktan güçlükle kurtuldum ve ona doğru bir adım attım. Bastığım yerden tozlar yükselmeye başladı. Bunu gören Baran ‘’Tamam dur. Gelme. Ne olur!’’ diye çığlık attı. Kafamı aşağı çevirdim. ‘’Ne dediğini duyamıyorum. O kadar küçüksün ki sesin buraya gelmiyor. Dikkat et ezilebilirsin.’’ Sesimdeki cıvıltıyı duymaması mümkün değildi. Neyseki ben onun gibi değildim. Sürekli böyle konuşmanın hiç eğlencesi yoktu. Bana ne yaptığını anlaması benim için fazlasıyla yeterliydi. 

Hazır hala devken daha yapacak çok işim vardı. Benimle dalga geçen sınıftaki diğer çocukları bulmalıydım. Neyseki hepsi bu mahallede oturuyordu. İlerideki sokaktan başlamaya karar verdim. En sevdiğim şarkıyı mırıldanarak ilerledim. Etrafı bir toz bulutu kapladı. İçimden ‘’Ne olur, biraz daha dev kalayım.’’ diye geçirdim. Çünkü bana bir daha “Parmak Çocuk” denmesini istemiyordum. Deseler bile muhtemelen duyamazdım zaten.

Yorum bırakın