Sahi dev olmamın sırrı neydi? Derya da çok istiyordu fakat onun boyu hep aynıydı. Yoksa onun da mı çikolatalı kek yemesi gerekiyordu? Ama bundan daha önemli bir soru vardı. Ben ne zamana kadar dev kalacaktım? Aslında birkaç günlüğüne kocaman olmak çok eğlenceli olabilirdi. Bir yere gitmek artık eskisi kadar zaman almıyordu. Birkaç adımda sokağın sonuna gelebiliyordum. Hem yukarısı çok ferahtı, burada kalabalıktan uzaktaydım. Yanımda sadece ağaçların tepeleri ve çatılar vardı. Kendimi ilk kez kuşlara bu kadar yakın hissediyordum.
Fakat kekin etkisi ne zamana kadar devam edecekti ki? Mesela akşam nerede kalacaktım? Eve sığmayacağım kesindi. İçeri girsem bile bu halde yatağıma uzanamazdım, ayaklarım dışarıda kalırdı. Bir kere bu kadar büyük kıyafetim yoktu. Okula nasıl gidecektim? Sıraya otursam, eminim hemen kırılırdı. Cevabını bilmediğim sorular kafamın içinde dönüp duruyordu. Şimdi ise ne yapacağımı bilmiyordum.
Birden yakınlardan gelen bir bağırışla düşüncelerim bölündü.
‘’Bekleme yapma! Yolu kapatıyorsun.’’
Sesin nereden geldiğini anlamak için aşağı baktım. Bu da neyin nesiydi? Arabadan sarkan polis megafonla bana birşeyler duyurmaya çalışıyordu.
‘’Burası araba yolu. Hem senin burada ne işin var?’’ Polis önce bana baktı, sonra tekrar baktı. Sanki gördüğüne kendisi de inanamıyordu.
‘’Masal diyarından kaçmış çocuk sana söylüyorum!’’ diye devam etti. Anlaşılan büyüsem de insanlar benimle uğraşmaya devam edecekti. Bu sayede belki bunlardan kurtulurum sanmıştım. Aşağıda olanları duymak hiç kolay değildi. Polise doğru biraz eğildim.
‘’Beni park eden araç mı sandınız? Hem ben yürüyorum, beklemiyorum ki.’’ diye karşılık verdim.
Polis megafonu ağzına yapıştırarak konuşmasına devam etti. Sesi sert çıkıyordu ama yüzü pek öyle görünmüyordu. ‘’Karşılık verme! Dev çocuk, ne diyorsam onu yap!’’
Aslında istesem arabayı yerinden oynatabilirdim. Ya da megafonu elinden alıp ağacın tepesine asabilirdim. Hiçbirini yapmadım. Anlaşılan polis daha önce benim gibi biriyle karşılaşmamıştı. Onunla kavga edecek değildim. Sağdaki yola sapmaya karar verdim. Araba arkamda küçücük kalana kadar yürümeye devam ettim.
Bir kuş gelip omzumdaki tişörtün sökülmüş yerine kondu. O sırada içimden ‘’Büyük ya da küçük Gökçe… Ne fark etti ki? Bundan sonra hangi boyda olursam olayım bir daha kimsenin benimle dalga geçmesine izin vermeyeceğim.’’ diye geçirdim. Okuldaki arkadaşlarım, mahalleden tanıdıklarım… Şişman olsam da bana takılırlardı. Zayıf olsam da. Çok konuşsam da bir şey söylerlerdi. Sessiz olsam da. İstersem dünyanın en uzun çocuğu olayım, yine bir şey bulurlardı. Acaba ileride bir gün herkes birbirini rahat bırakmayı öğrenebilir miydi? Bu konuda hiçbir fikrim yoktu. Ama şunu biliyordum: Her şey yediğim ağızda dağılan, akışkan, o çikolatalı kek ile başlamıştı. Artık farklı çeşitlerde kekler denemem gerekiyordu. Olur da bir gün yine böyle sihirli bir kek bulursam, bu kez dileğimi daha dikkatli seçeceğimden emindim.

Yorum bırakın