Bir sonraki hedefime ulaşmak için sokakta ilerlemeye başladım. Yolu çevreleyen ağaçlar artık bana eskisi gibi uzun gelmiyordu. Kolumu kaldırsam rahatlıkla elektrik tellerine bile dokunabilirdim. Tabi bunu yapmasam daha iyiydi. Adım attıkça yerden yükselen tozları görebiliyordum. Bu yüzden sanki etrafımda bir bulutla dolaşıyordum. Güliver’in minik insanlar ülkesine gitmiş hali gibiydim. Sokak boyunca yanımdan geçenler şaşkın bakışlarını benden alamıyorlardı. İçimden ‘’Kocaman olmak, parmak çocuk olarak görünmekten çok daha iyi!’’ diye geçirdim.
Göz açıp kapayana kadar kendimi Derya’nın apartmanının önünde buldum. Artık istediğim yere hızla varabiliyordum. Derya, okulda benimle en çok dalga geçenlerdendi. Hiçbir fırsatı kaçırmazdı. Geçen gün beden dersinde öğretmen ‘’Çocuklar, ikili gruplara ayrılın. Birbirinizin üstünden atlama pratiği yapacaksınız.’’ dedi. Hemen yanımda Derya vardı. Onunla eşleşmek zorunda kaldım. Buna pişman olacağımı o anda anladım.
“Gökçe, dikkat et. Yanlışlıkla üstüne basmayayım.”
“Çok komiksin.”
“Bence de.” Sonra eğilip bana bakıyormuş gibi yaptı.
“Bir saniye… Burada mıydın sen?”
O kadar yüksek sesle güldü ki spor salonundaki herkes dönüp bize baktı.
Keşke o da biraz kendine baksaydı. Mesela boş konuşmasaydı. Tabi bunlar sadece aklımdan geçenlerdi. Cevap vermediğimi görünce yine her zamanki şeyi yaptı. Benimle uğraşmaya devam etti. Klasik Derya işte..
Zile basarken yanlışlıkla bütün düğmeleri aynı anda ezmemek için dikkat ettim.
‘’Kim o?’’
‘’Derya, ben Gökçe. Aşağı insene. Görmeni istediğim bir şey var.’’
‘’Ay Gökçe. Yarım metre boyunla niye bu kadar zahmete girdin?’’ Kahkahasını megafondan bile rahatlıkla duyabiliyordum. Merakına yenik düştüğünü biliyordum. ‘’Bekle, tamam geliyorum.’’ dedi. Çok geçmeden apartmanın kapısı açıldı. Derya ileri bir adım atamadan olduğu yerde kalakaldı. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Birkaç kez ağzını açmayı denedi. Sonra bir şey söylemeden sustu. Elini çenesine götürüp düşüncelere daldı.
Doğrusu başka türlü bir tepki bekliyordum. Belki sesi titrer, çığlık atar hatta belki düşüp bayılabilirdi bile. Bunlardan hiçbirini yapmadı. Bir iki dakikalık beklemenin ardından ağır adımlarda dibime kadar geldi. Kafamı eğmek zorunda kaldım. Gözlerimiz birbirine kilitlenmişti.
‘’Galiba dilin tutuldu. Boş konuşmakta üstüne yoktu. Yoksa sana nazar mı değdi?’’ diyerek gülümsedim. Bu sefer aklımdan ne geçiyorsa söyledim.
Etrafına baktı. Fısıldar gibi konuştu. ‘’Sırrını bana da versene! Bunu nasıl başardın?’’
Doğru mu duydum? Büyüme formülümü mü öğrenmek istiyor? Derya gerçekten de şaka gibi bir kızdı. Şimdi benden niye korkmadı ki? Söylediklerime takılmadı bile. Ne diyeceğimi şaşırdım. Kontrolü tekrar ele almam gerekiyordu. Belli etmemeye çalışarak ‘’Bunun için belli özelliklere sahip olmak gerekiyor. Anlaşılan onlar sende yok.’’ diye karşılık verdim. Benim ne hissettiğimi anlamasını istiyordum. Fakat belli ki onun aklı başka yerdeydi. ‘’Ben de büyürsem birlikte güzel şeyler yapabiliriz. Neler gerektiğini lütfen söyler misin?’’
Derya ‘’lütfen’’ diyordu. Hem de bana.. Bu anın tadını çıkarmaya karar verdim.
“Bunu herkes yapamaz.” dedim havalı havalı. Aslında nasıl olduğunu ben de tam bilmiyordum.

Yorum bırakın